İskambil kağıtları açtırdım geçen gün
Sinek ikililer
Kupa papazları
Ve senden bihaber maça kızları
Şansım dönüyormuş dediği yerde
Yaktım bütün kağıtları
Ben neyleyim sensiz gelen şansı
Kalktım da kahve fincanları kapattım
İfadesiz yüzler karşısında
Ben diyeyim beş
Sen de on bardak
Telveler de bir harfin içindi her şey
Ama sağlığıma geldi beyaz kalan yerleri
Kulpundan tutup da fırlattım masanın boş kalan yerlerine
Cana geleceğine mala gelsin diyerek kalktım masalarından
İsmi aynı olan insanları bir araya getirdim
Ortalarında kaç saat geçirdim bilmiyorum
Dilimde tekrara düştü ismin
Belki yüzlerce
Belki binlerce
Yanımdakiler de kaldırmayınca
Kimsesiz bir çimenin üstünde yüz çevirdim hepsine
Kaç börtü böcek karşı çıktı da
Topladım tüm dört yapraklı yoncaları
Hepsi yastık altı
Her gün ağardığında
Bu sefer bugün dediğim yerde
Kopardım tüm yaprakları
Çiçeksiz kaldı çarşaflarım
Halime üzülen genç bir kız
Bir bardak su doldurttu
Bir ordan bir burdan
Anlattı da durdu
Yaşına verdim seni tanımamasını
Kıramam bilirsin huyumu
Anlattıklarının üstüne
İçtim ben de bir bardak suyumu
El fallarında elin yoktu
Durugörücüler de
Seni göremediler
Şimdi bir sapan var elimde
Çakıl taşlarını doldurdum ceplerime
Düşüreceğim tüm yıldızları izin verirsen
Biraz senlilere
Az biraz benlilere
Yazar: mrfrkydn
Bilinmeyen Bir Adamın Mektubu…
Merhaba Sevgili
Deniz görmeyen balkondan sesleniyorum sana
Önümde bir incir ağacı
İçinde iki tane kumru
Hepsi bu
Sendromlu Pazartesiden
Üstelik gecesinden
Gökyüzümün siyah çizgisinden
Merhaba Sevgili...
Az önce uyandırdılar beni
Bir şiirin ortasından
Bir şarkının nakaratından
Bir hikayenin sonundan
Açtım gözlerimi
Biraz mahmur
Biraz ağzı bozuk
Biraz kurumuş dudaklarımdan
Merhaba Sevgili...
Adımı seslendiler bir çırpıda
Hiç yakışmayan ağızlarda
Oysa daha demin suyun üzerinde yürüyordum
Martılar süzülüyordu kollarımdan
Islanmış beyaz gömleğim
Tenime değen samyelim
İrili ufaklı kum tanelerim
İkindi güneşlerimden
Merhaba Sevgili...
Doğruldum yerimden
Gizlice tuttum ellerini
Böyle yumuk yumuk
Böyle düzeni bozuk
Sen olmayan bu coğrafyadan
İçimde ki derin boşluklardan
Yerini yadırgamayan buruklarımdan
Merhaba Sevgilim...
Bir Büyük Karafaki…
Bir Zeki Müren şarkısı çaldı
Bu eski Yunan meyhanesinde
Ah bu şarkıların gözü kör olsun
Zakilis'e seslendim
Bir karafaki dolusu rakı
"Acılı ezme" dedi
Ezme dedim
Bu gece beni ezme
Biraz peynir
Az bi haydari
Bir de Arnavut ciğeri kafi
O kadar kalabalıktı ki
Ve o kadar yalnızdım ki sevgilim
Galiba bu gece de seni özledim
İki servis açtı Zakilis
Seslemedim
Yoksa o da mı görmüştü seni sevgilim
Bir karalias sardım sonra
Olana bitene ne varsa yaktım
Burayı da yakardım da
Hayaline kıyamadım
Bir kadehten sonra
Geldin oturdun karşıma
Üzerinde İspanyol eteğinle
Hem de bir Yunan meyhanesinde
Savaş mı çıkaracaksın sevgilim
Yetmediyse eğer
Güzelliğine be kadın
Güzelliğine
Zakilis bak buraya
Görmez misin yürek yangın yeri
Hanımefendiye iki buz eyle
İki servis açmışsın
Bakmasana öyle
Ne tuhaf değil mi sevgilim
İki servis açılmış masada resmin
Karşımda İspanyol etekli hayaletin
Galiba bu gece de seni özledim...
Kağıt Terbiyecisi…
Bir kağıt terbiyecisiyim ben
Evet bir o kadar da terbiyesiz
Sarı sayfalara hayat verir
Çizgiler arasında oynatırım kuklalarımı
Bir başucu kitabı olmaz hikayelerim
Ya da top bilmem kaçta bulamazsınız bizi
Yorgan altı tabiridir anlattıklarım
Kimse görmez
Elbette üçüncü çoğul kişiler bilmez
Görüyor musunuz küçük hanım
Karşı kaldırımdan bir kuklam geçmekte
Noktaları biriktirmiş cebinde
Köşede ki hayali bara girecek
Hikaye erken bitmesin diye
Güneş doğana kadar içecek
Acaba ne derdi var diyecek
1. 2. ve 3. tekil şahıslar
Bakın elinde bir tane noktalı virgülü gizlemiş
Mecali kalırsa bir iki cümlede o söyleyecek
Kimbilir belki Eftelya belki Matilda belki de Müzeyyen de kaldı aklı
Sahi henüz Müzeyyen'i de yazmadım değil mi
Neydi
"Müzeyyen derin bir tutku"
Ama anlatmanın da basit bir yolu yoktu
Biliyorsunuz değil mi küçük hanım
Aslında sizde bir kuklasınız
Belki uykunuzdan uyandırdım
Belki işinizi yarım bıraktırdım
Belki de yeni nesil bir kahveciden aldım sizi
Ama annenizin
Olmadı arkadaşınızın
O da olmadıysa kesin sevgilinizin yanından çaldım
Dedim ya küçük hanım
Bir kağıt terbiyecisiyim ben
Hikayeleri ben yazar
Gerekirse üstlerini ben karalarım
Müsterih olun lütfen
İcap ederse tüm kapıları aralarım...
Çekmecemde Kaldı Ay…
Bir resmin çıktı
Çekmecemin en dip köşesinden
Sararmış yokluğumda
Bekledim öylece
Gözlerinde kaldı gözlerim
İçtim kahverengilerini
Bir güneş geçti gitti penceremin önünden
Gece dizlerime indi
Tuttum da saçlarını sevdim
Kimseler görmedi
Ses etmedi halı üstünde bekleyen
Kısık gözlü yıldızlar
Ay sensin Sevgilim
Ay sensin
Dudaklarında kaldı ellerim
Rabbimden boyalı etlerin
İçtim pembelerini
Utandı yassı bulutlar
Kapattılar birbirlerini
Peki ya ellerin
Ah sevgilim ellerin
Beyaz, zarif ve bensiz ellerin
Uzandım onları da içtim
Sarhoş etti beni güzelliğin
Uyuttum dizlerimde geceyi
Bulutları örttüm yıldızların üstüne
Sızdım resminin yanıbaşına da
Işıldadı soğuk yatağım
Ay sensin Sevgilim
Ay sensin
Açık Kalan Pencereler…
Açsam ya şimdi pencerelerimi
Dolansa içeride naif bir rüzgar
Begonvillerim kanatlansa
Bir kuş cıvıltısında duysam sesini
Demliğim alevlense
Telaşlansa terliklerim
Oda oda gezse
Arasa sesin geldiği yeri
Perdelerim havalansa biraz
Yüzüm görünse çocuklara
Saklambaçlılar, ipliler
Ve bisikletliler geçse caddelerimden
Kese kağıdına sarılı
Mandalinalar bıraksalar sesin geldiği yere
Belki bende gülerim birazdan
Hatta bir şarkı mırıldanır iki dudağımın arası
Melodilerim tutar ellerinden
Açsam ya şimdi pencerelerimi
İkindi güneşi yatıya kalsa
Naftalin koksa nevresimlerim
İlk baharı karşılasa mevsimlerim
Maviliklerde belirse yüzün
Şiire bulanmış
Kağıttan uçaklar bıraksam sana
Uçurtmalar süzülse ellerinden
Pembeleri ayrı
Sarıları ayrı öpseler beni
Açsam ya şimdi pencerelerimi
Sen gelsen su sızan çatlaklarımdan
Sussak karşılıklı
Sık sık sarılsak
Az biraz buselensek
Savaşlar sona ererdi belki
Resmi tatiller
Geçiş törenleri
Şarkılı türkülü merasimler
İrili ufaklı çocukların müsamereleri
Ülkem de bir bayram havası
Kalbi Kamburlar Müessesi…
Geç kaldım değil mi bugün
Her zaman olduğu gibi
Her şey de olduğu gibi
Ne zaman bir yerlere yetişmeye çalışsam
Ya trafik ışıklarının yolbasına takılıyorum
Ya da bir rüzgarın büyüsüne kapılıyorum
Bakma hiç öyle
Sen de beklemiyorsun beni
Hep bir yerlere yetişme kaygısı
Düğünler, kokteyller, cenazeler
Ve tüm vesaireler
Tam geldim diyorum
Yatak boş, oda dağınık
Oje şişenin kapağı açık
Kokusu çerçevelerde
Hızlıca çıkıyorum olmadığın rüyalardan
Ahmak ıslatan yağmura yakalanıyor
Kalbi kambur bedenim
Seni teğet geçer bilirim
Güneşi saçlarında gezdirirsin
Bense kurumuş yolların izini sürüyorum
Bazen ince uzun ellerime
Bazen elmacık kemiklerime
Seninle gezdiğimiz dönüşü olmayan yollarda
Bir düğüne katılıyorum
Bir zarf iki tebrikten sonra
Nedimelere soruyorum seni
Az önce çıktığını söylüyorlar
Önüme gelen limonatayı fondipliyorum
Votkalıymış
Keşke söyleseymiş
İlk dansın ortasında
Terk ediyorum o mutlu anı
Tabi bunu nasıl okuyacağına bağlı
Yağmur bulutumu yanıma alıp
Kuruladığın yerleri ıslatıyorum
Açmıyor zerdaliler
Gösterişsiz, köhne bir mekanda
Eğleniyor gençler
Parfüm, alkol ve sigara kokusu
Çevreliyor etrafımı
Ojenin kokusu geliyor pistin ortasından
Dans ediyorum sana varmak için
Gençler uzatıyor
Ben içiyorum
Gençler uzatıyor
Seni göremiyorum
Barmene soruyorum seni
Üstüne bir şal alıp çıkmışsın
Terlemişsin belli
Bulutta gitmiş zaten
Yalnız başıma arıyorum seni
Yolun sonu bir cenazeye çıkıyor
Herkes ağlıyor
Ben hıçkırıyorum
Ama bağıra bağıra
Cenaze sahipleri ölüye götürüyorlar
Elimde ki helvanın şekeri
Bedenime karışan alkolü yükseltiyor
Ve bir ölü bedene soruyorum seni
Utanmaz cevap bile vermiyor
Cebime akan ojenle
Terk ediyorum artık şehri
Sonrası zaten vesaireler
Yassı Balıklar Şehri…
Asıl küreklere denizci
Üstü kalsın yediverenlerimin
Bu gök kubbelerin
Bu gökyüzünün
Bu göğün getirdiklerinin
Yassı balıkların sevdalarında
Bir mercan parlaklığında
Yok edelim tüm seyri alemi
Erenler toplansın dalga kıranlarda
Melekler insin artık omuzlarımdan
Yükümüz ağır
Yolumuz köpük köpük
Kulağımdan aksın kulları
Sağır kalalım
Bu uçan martılara
Rengarenk kuyruklara takılı kalmış uçurtmalara
Anaforlar oluştursun küreklerimiz
Karada kalsın gölgelerimiz
Kalmasın ardımızda
Yürekte biriktirdiklerimiz
Ne bir emare
Ne de tek bir izimiz
Bulutlara söyle sarkıtsınlar merdivenleri
Kanat taksınlar tekbir getirsinler
Onlara kalsın yalancı elleri
Yassı balıkların sevdalarında
Bir mercan parlaklığında
Yok oluşunu seyredelim bu seyri alemin
Namıdiğer
Sana kör kendine sağır kalan
Binlerce alem içinde
Tüm bu el alemlerin
Bir Hayalin Ortancası…
Çok hayal kurdum ben
Bazen sabah saatlerine
Bazen ikindi çaylarına
Bazen düşünde güldürdüm dudaklarını
Bazen göğsümde uyuttum serin saçlarını
Posasına kıyamadığımız çaylar demledim
Biberi yeşil, zeytini yeşil, otları yeşil kahvaltı tabakları
Bir tutam çiçek çaldım
Karşı komşunun bahçesinden
Şımarık uyumalarına
Islak öpücükler kondurdum
Balkonda yakaladığım kumrunun bir tüyünü
Yalvar yakar aldım da
Gıdıkladım rüyalarını
Güzel mi geldi gördüklerin de
Erteledim öğlen saatlerine hayallerimi
İkinci yenilerin iç çektiği
Baş ucu şiirleri yazdım
Ziyadesiyle ellerine
Ve bir nevi yağmur kokan gözlerine
Omuzunda gezdirdim parmaklarımı
Kıskandı bütün uzuvların
El vermedi içim
Bedenini sünnetledim kendimce
Bu sefer de ben kıyamadım
Erteledim hayallerimi ikindi saatlerine
Kuyruğu uzun poğaçalar bekledim
Koştum geldim de
Yanına ıslak kekler ekledim
Isıttım sütlü kahvelerimizi
Uzandım yanına
Mışıl mışıl uyku aranda
Adımı sayıklamanı bekledim
Uzadıkça saatler
Hiç kıpırdamadan akşamı bekledim
Geceyi aydınlattı bir tane mum
Biraz şarap, biraz isli peynir
Bir siyah kumaş, bir beyaz gömlek
Kolları kıvrık
Makarnaları ısladım
Ayılmasını bekledim çubukların
Saçlarımı taradım da
Girdim koynuna
Ne görüyorsun sevgilim
Hiç olmazsa sen al beni yanına
Gözleri Öpülesiceler…
Fazla bir vaktim kalmadığını biliyorum
Fazla da bir şey beklemiyorum
Belki yaprakları şiirlerle dolu bir koca çınar
Belki melodileri fesleğen kokan bir şarkı
Bilmiyorum
Acelesi olan su damlaları süzülüyor gökyüzünden
Ya intihara meyilliler
Ya toprağa hasretler
Her ne kadar bana benzeseler de
İnsanların umurlarında değiller
Bense camda süzülenlerdeyim
Ay hüzünlü yine bu gece
Ütüsüz gömleklerime benzeyen
Bulutlar geçiyor önünden
Evrende bir telaşe
Bense olduğum yerde
Sakin, yorgun, hayalperest
Komodin de ılık bir su
Her yudum da camdan geçen saka kuşları yarasın diyorlar
Yara mıyım gerçekten
Bilmiyorum
Keşke geceleri de gözükse
Göğün kuşakları
Güneşe ihtiyaç duymadan
Bir süpriz yapsalar camlarıma
Ezginin günlüğü çalsa tüm ışıkları yanan evlerde
Ve ben terliklerimle gelsem sana
Yazımı senle bitiriyor
Gittiğim her yere seni de götürüyorum
Hoşça kalın saka kuşları
Gözlerinizden öpüyorum
