Gelsene az şehrime.
Güneş boyasın bütün bitki örtüsünü, ısınsın tüm yollarım.
Bir kaç çocuk çekiştirsin eteklerini, ellerinde elma şekerleri.
İlla bir neden arıyorsan, saçlarını okşaman olsun sebeplerin.
Gelsene az mahalleme.
Filizlensin tüm pencere önü çiçekler, begonviller sarksın her bir balkondan.
Ellerini duvarlarımda gezdir, artçılarım dinsin.
Yine de illa bir neden arıyorsan, evde olmadığım olsun sebeplerin.
Gelsene az odama.
Gömleğime sinen kokum tutsun ellerini, süzülsün her yerine sarsın ince bellerini.
Tenin kitaplarımda gezsin, mutlu sonla bitsin hikayelerim.
Hala bir neden arıyorsan, bekleyişlerim olsun sebeplerin.
Gelsene az yazıma.
Uçurtmalar gözüksün sayfalarımda, martılar uçsun satır başlarımdan.
Yastığımda kalsın saç tellerin, bir buse bırak kenar süslerime.
Her şeye rağmen bir neden arıyorsan hala, Nefesin olsun sebeplerin.
Odama dolsun, içime dolsun, gökyüzüm olsun...
Yazar: mrfrkydn
Seni Görmüş Gelincikler…
Seni görmüşler geçen gün. Şehirden uzak, ülkemin herhangi bir köşesinde. Sabahında kahven akşamında kadehin varmış elinde. Gittiğin yerleri yeşil etmişsin, öyle dedi gelincikler. Her kahkahanda kırmızıları bırakmışlar yeryüzüne. Bir sokak lambası şahitlik etmiş sohbetinize, kapatmış tüm caddeleri. Soluk aldığın o bankın üstüne mumlar dikmişler senden sonra. Şehrin tüm sakinleri dilek dilemişler ardından. Kimisi para kimisi şans kimisi aşk. Seni görmüşler geçen gün. Bir konser çıkışında kırılmış tüm aynalar. Nazarı çıkartmışsın kurtarmışsın bütün bar taburelerini. Siyaha bürünmüş beyaza boyamışsın manzaralarını. Seni görmüşler geçen gün. Beni sormamışlar sana sende anlatmamışsın. Gerçi neyim var ki anlatılacak değil mi? Bir uzun boy bir gömlek biraz da zor zamanlarım için biriktirdiğim bir kaç tebessüm. Hepsi de sen de kalan… Biraz yarım Biraz yalan…
İntihar Süsü Verilmiş Mektuplar…
Sen sevme beni.
Gökyüzüm kesik kesiktir benim.
Öyle bir kulaçta geçemezsin parçalı beyaz bulutlarımı.
Dengen kaybolur, nefessiz kalırsın benim yeryüzümde.
Sen sevme beni.
Kaldırım taşları arasından çıkar benim çiçeklerim.
Öyle kolay değil iki sokak arasında beni suyla buluşturman.
Kenar mahallelerde kaybedersin yapraklarımı.
Sen sevme beni.
Mevsimim tekildir benim.
İzlemesi hoş gelir rüzgarlarım.
Sabahına kalmaz saçılır tüm dalların o küçük odanın dip köşelerine.
Sen sevme beni.
Sevgilim kusurluyum ben.
Sen kağıtlarını yakar kor olursun.
Ben kendimi yakar Aşk kalırım...
Kalem Altında 20bin Fersah…
Bir başka hayatta karşılaşırız dedin. Kaç alem gezdim neden gelmedin? Doğa üstü varlıklar, şeytan sofraları, karanlık kuru dallara hakim ormanlar, ateşi kalplerinde olan bir kaç dünya. Hiç birine gelmemişsin. Kaç gezegeni kılıcımdan geçirdim tahmin bile edemezsin. Kuyruğunu kopardım yıldızın, sersemleyen güneşin yüzüne su serptim. Hiç biri seni görmemişler buralarda ya da yemin etmişler her biri seni bana vermediler. Kızıla çalan nehirler geçtim, buluta değen dağlar. Yeni yetme korsanlar çıktı karşıma, çoğunun kolu bacağı yok. Korktum ve yaktım bütün gemilerini, mürettebatlar yerle yeksan. Açtım bütün istiridyeleri, incileri kumsala vurdu. Yine de bulamadım seni. Kaç kabileye kral oldum, kaç timsah öldürdüm bilmiyorum. Ama 4 Kitap gezdim ve onlarca din karşıladı beni. Her bir inancın dualarında aradım yüzünü, açmamışsın avuç içlerini. Tüm diller de seslendim de duyuramadım sesimi. Bari rüyalarıma gel ey sevgili, hiç olmazsa azıcık orada göreyim seni…
Odamın Hayaleti…
Sen mi geldin Müjgan? Sürgüsü açık mı kalmış kapımın. Ev biraz dağınık kusuruma bakma sen benim. Huzursuzum bugünlerde. Kimi zaman su vermeyi ihmal ediyorum kasımpatılarıma kimi zaman yıkamıyorum kirli bardaklarımı. Şuradan bir sigara uzatsana. Bakma bana öyle. Tutunacak tek dal koymuşum adını, içmeyip de ne yapacağım. Biliyor musun duvarların dili varmış. Geçen akşam konuştum her birinle. Sarmışlar dört bir yanımı konuşmayıp ne yapayım. Delirdi iyice diyorsun değil mi içinden? Korkma hikayenin o kısmına henüz varamadım. Ah be Müjgan sıkılmadın mı her gün ziyaret etmekten. Her gün köşe bucak temizlemekten. Sabahına yine dağınık bir beden, savrulmuş bir ev, bir dolu sigara izmaritleri, biraz boş şişeler biraz da küçük kağıt parçalarına yazılmış saçma sapan masallar. Açma perdeleri lütfen. Güneşe küseli epey bi zaman oldu. Gerçi onun benden haberi var mıdır bilmiyorum ya. Biliyor musun bulutlarmış derdi, inanabiliyor musun mavilikler değilmiş kuşlar değilmiş. Yarına kalmayacak küçük beyaz bulutlarmış. Hem zaten ben karanlığı severim bilirsin sen beni. Çatma kaşlarını hemen. Göstermez hem yüzümü yurdum kuşaklarına, öyle bir gülerim ki kimse anlamaz yalan olduğunu. Evet sen henüz görmedin, nereden bileceksin değil mi? Laf işte benimkisi. Masanın üstünde duran kalemi uzatır mısın lütfen? O da mı bitmiş. Hay aksi tam sıra sana gelmişken. Gidiyor musun şimdi, belki de hiç gelmedin yine değil mi? Bu sefer de olmadı, yine seni anlatamadım Müjgan…
Bir Bulut, Bir Sandal, Bir Liman…
Gecenin kÖründe bir sandal. Karanlıkta kaybetmiş küreklerini. Denizim yok desem de dinletemedim kendimi. “Deniz sen olamazsın” dedi. Mecbur oturdum, bir de ben dert oldum içine. Caddeleri geçtik, evleri geçtik, şehirleri, dağları, yamaçları. “AnLat” dedi “sıkılmasın canımız”. Sözün neresinden başlanırdı bilemedim. Belini kırdığım cümleler geldi sonra aklıma. Gönlünü alamadım da başlayamadım herhangi bir yerinden. “Çok mu dedi sustukların”. GülÜmseyebildim nihayet. “Hadi artık bana müsade” dedim. “Sen yolcu değilsin ki inmene müsade edeyim” dedi. Evet bir sandalla konuşuyordum ve evet haklıYdı. İçinde ki dert, tahtasında ki kurttum içini kemiren. Sonra dilime dumanla karışık bir şarkı takıldı. Hüsnü abi söylerdi en çOk ama ben de güzel mırıldanırdım. “Gel buluta bakalım”… Sandal eşlik etti kaldırım taşlarından geçerken. Bir kaç takım yıldızı takip etti gecenin en güzel saatleRinde. “Biraz da ben yön verebilir miyim?” dedim . “Sen kaptan değilsin” dedi. “Ben ovalardan geçerim, bUluttan geçerim ama sen canından geçersin olmaz” dedi. “Deniz değilsem, yolcu değilsem, kaptan değilsem” dedim. Gülümsedi nihayet. Sonra devam etti Hüsnü abi şarkıya “Gel otur güzel yaşım 20 gel buluta bakalıM”…
Gün Batımından Sevgilerimle…
Bir dilek tuttum geçen akşam üstü. Gün batımına yakın, sabahına uzak saatlerde. Üstelik küçük bir su birikintisinde. Ne yem taktığımı tam hatırlamıyorum ama dileğim de kendim gibi alelade. Beni merak etmiş turuncu Japon balıkları, içine kapanmış deniz yıldızları ve bir takım küstüm otları. Anlattım bazı ayrıntıları geçen akşam üstü. Gün batımından hemen sonra, ayın ışığı henüz ham halinde. Neler anlattım tam hatırlamıyorum ama hikayem hepsinin dilinde. Tüylerine aklar düşmüş eski bir dost yanaştı dizimin hemen dibine. Gün batımı terki diyar, genç yıldızların parladığı dilimlerde. Kokum burnunda takılı kalmış, keşke görseydiniz nasıl da nazende. Hiç belli etmedim ayrıntılarımı, turuncu Japon balıkları da anlatmadılar sağ olsunlar. Uzandık küstüm otlarının yanına, bir küçük gemi çağırdık hayalimizin tam ortasına. Eli belinde ağaçlar izlediler gidişimizi. Güvertesinde martılar, direğinde boy vermiş sarmaşıklar, dalgasında deniz yıldızlarımız. Kamara da toplanmış dost meclisi. Ercüler, Matildalar, Pirayeler. Eski dostum ise olası kelebeklerin yolunu gözlemekte. Kim tutuşturdu elime yasaklı kırmızı şarabı. Üstelik gökyüzü böyle güzelken ve ben uçsuz mavilerde sonsuzluğa bu kadar yakınken. Üç dilek hakkı bulunan adaya attık demirlerimizi. Oysa tek bir dilek dilemiştim daha geçen akşam üstü. Gün batımına yakın, sabahına uzak saatlerde. Ne yem taktığımı hala hatırlamıyorum ama gördüğün gibi o da benim gibi basit, sıradan, ölümlü ve alelade…
Susmak Ve Duymak…
Bir ney üflensin rüyalarınızda. Sessizliğe bürünsün bu gökyüzü, bu yıldızlar, bu ay, bu güneş ve bir kısım bulutlar. Uyanmayın sakın açmayın gözlerinizi. Bir Semazen dönsün nakış nakış işlenmiş, renksiz motiflerinizde. Bir ışık haznesinde belirsin yerden kalkan küçük sihirli toz parçaları. Ay ışığı onu, güneş motiflerinizi, yıldızlar raks etmekte. Bir ses yankılansın odanızın içerisinde “Nerdesin” desin. Doldursun yüreklerinizi sufiler Aşk ile. Hangi dünyadan geldikleri belli olmasın. Ama bir ses yankılansın karanlığın ardından “Nerdesin” desin. Uyanma sakın ey ruhu zayıf kalmış, yüzeyi et ile örtülü aciz beden. Uyanma ki aç kalmayasın, uyanma ki geç kalmayasın gideceklerin ardından. Semazen değildir başını döndüren korkma sakın. Beyaza boyansın sesler, sufiler, semazenler. Yattığınız yer incitmesin. Sonra bir ses gelsin yastığınızın hemen yanına “Nerdesin” desin. Ney sussun, Semazen kapansın, Ay çekilsin, Yıldızlar sönsün, Bulutlar uçsun aranızdan, doğursun Gökyüzünüz doğusundan. Ruhunuzun yeri başka, bedeniniz başka, uyan artık ey rüya sahibi Uyan Aşka…
Düşe Kurulan Saatler…
Gökyüzümü kapama
Bırak süzülsün penceremden içeri bembeyaz yassı bulutlarım
Küçük beyazlarını bıraksın ayak ucuma
Seyrelsin biraz sessiz yağmurlarım
Gökyüzümü kapama
Renk renk uçurtmalar uçuşsun en derin mavilerinde
Martılar geçsin yanı başlarından
Kulağına fısıldasın uzaklarda kalan gözlerimi
Gökyüzümü kapama
Bir gökkuşağı gibi uçsuz olsun nefesim
Bir melek eşlik etsin yıldızlarıma
Ardımda bıraktıklarıma bir dilek hakkı
Gökyüzümü kapama
Çünkü orada sen varsın
Benim beyaz meleğim, elinde uçurtması
Bense ışığı en az olan yıldız.
Kayıp gidersem dileğin kabul
Işığım sönmezse, seyrelmez yağmurlarım...
İptila…
Okumasanıza yazdıklarımı. Hanginizin hangi kelimeye ihtiyacı olabilir Allah aşkına. Depresifdir yazdıklarım ruhunuza iyi gelmeyebilir. Üstüne üstlük bir iki fazladan yük atılır şehirlerinize, omuzlarınız kaldırmayabilir. Okuyanlar silsin hafızalarından, yerine kuşları, böcekleri, ucu açık yeşil ormanlarını koysun. Sokak ışıklarım karanlığınıza yetmeyebilir. Hem salı pazarında küs kalmış, yazıları silik şiirlerimi ne yapacaksınız. Gittiği yeri incitir, geldiği yolları bozuk. Bir bakmışsınız sabahında kadehler, bir bakmışsınız bir sokak serserisi. Açmasanıza sayfalarımı. Rica ediyorum hanginizin aşka söyleyebilecekleri olabilir. Size ait olmayan birbirine benzer cümleler üretebilirsiniz de ödülünüz ayrılık olabilir. Yara alır görünmeyen yerleriniz, bağışlanmayı bekleyen organlarınız sizleri affetmeyebilir. Sonrasında tuzu yaraya basılmış bir kaç şişe tekila, çevrenizi saran onlarca sigaraya dayalı tütünü bozuk istila. Her biriniz bana benzeyebilirsiniz de bir “O” etmezsiniz… Kazayla suretine bakmayın lütfen sonrası hep iptila, hep iptila…
