Geç kaldım değil mi bugün
Her zaman olduğu gibi
Her şey de olduğu gibi
Ne zaman bir yerlere yetişmeye çalışsam
Ya trafik ışıklarının yolbasına takılıyorum
Ya da bir rüzgarın büyüsüne kapılıyorum
Bakma hiç öyle
Sen de beklemiyorsun beni
Hep bir yerlere yetişme kaygısı
Düğünler, kokteyller, cenazeler
Ve tüm vesaireler
Tam geldim diyorum
Yatak boş, oda dağınık
Oje şişenin kapağı açık
Kokusu çerçevelerde
Hızlıca çıkıyorum olmadığın rüyalardan
Ahmak ıslatan yağmura yakalanıyor
Kalbi kambur bedenim
Seni teğet geçer bilirim
Güneşi saçlarında gezdirirsin
Bense kurumuş yolların izini sürüyorum
Bazen ince uzun ellerime
Bazen elmacık kemiklerime
Seninle gezdiğimiz dönüşü olmayan yollarda
Bir düğüne katılıyorum
Bir zarf iki tebrikten sonra
Nedimelere soruyorum seni
Az önce çıktığını söylüyorlar
Önüme gelen limonatayı fondipliyorum
Votkalıymış
Keşke söyleseymiş
İlk dansın ortasında
Terk ediyorum o mutlu anı
Tabi bunu nasıl okuyacağına bağlı
Yağmur bulutumu yanıma alıp
Kuruladığın yerleri ıslatıyorum
Açmıyor zerdaliler
Gösterişsiz, köhne bir mekanda
Eğleniyor gençler
Parfüm, alkol ve sigara kokusu
Çevreliyor etrafımı
Ojenin kokusu geliyor pistin ortasından
Dans ediyorum sana varmak için
Gençler uzatıyor
Ben içiyorum
Gençler uzatıyor
Seni göremiyorum
Barmene soruyorum seni
Üstüne bir şal alıp çıkmışsın
Terlemişsin belli
Bulutta gitmiş zaten
Yalnız başıma arıyorum seni
Yolun sonu bir cenazeye çıkıyor
Herkes ağlıyor
Ben hıçkırıyorum
Ama bağıra bağıra
Cenaze sahipleri ölüye götürüyorlar
Elimde ki helvanın şekeri
Bedenime karışan alkolü yükseltiyor
Ve bir ölü bedene soruyorum seni
Utanmaz cevap bile vermiyor
Cebime akan ojenle
Terk ediyorum artık şehri
Sonrası zaten vesaireler
ömer faruk aydın
Yassı Balıklar Şehri…
Asıl küreklere denizci
Üstü kalsın yediverenlerimin
Bu gök kubbelerin
Bu gökyüzünün
Bu göğün getirdiklerinin
Yassı balıkların sevdalarında
Bir mercan parlaklığında
Yok edelim tüm seyri alemi
Erenler toplansın dalga kıranlarda
Melekler insin artık omuzlarımdan
Yükümüz ağır
Yolumuz köpük köpük
Kulağımdan aksın kulları
Sağır kalalım
Bu uçan martılara
Rengarenk kuyruklara takılı kalmış uçurtmalara
Anaforlar oluştursun küreklerimiz
Karada kalsın gölgelerimiz
Kalmasın ardımızda
Yürekte biriktirdiklerimiz
Ne bir emare
Ne de tek bir izimiz
Bulutlara söyle sarkıtsınlar merdivenleri
Kanat taksınlar tekbir getirsinler
Onlara kalsın yalancı elleri
Yassı balıkların sevdalarında
Bir mercan parlaklığında
Yok oluşunu seyredelim bu seyri alemin
Namıdiğer
Sana kör kendine sağır kalan
Binlerce alem içinde
Tüm bu el alemlerin
Bir Hayalin Ortancası…
Çok hayal kurdum ben
Bazen sabah saatlerine
Bazen ikindi çaylarına
Bazen düşünde güldürdüm dudaklarını
Bazen göğsümde uyuttum serin saçlarını
Posasına kıyamadığımız çaylar demledim
Biberi yeşil, zeytini yeşil, otları yeşil kahvaltı tabakları
Bir tutam çiçek çaldım
Karşı komşunun bahçesinden
Şımarık uyumalarına
Islak öpücükler kondurdum
Balkonda yakaladığım kumrunun bir tüyünü
Yalvar yakar aldım da
Gıdıkladım rüyalarını
Güzel mi geldi gördüklerin de
Erteledim öğlen saatlerine hayallerimi
İkinci yenilerin iç çektiği
Baş ucu şiirleri yazdım
Ziyadesiyle ellerine
Ve bir nevi yağmur kokan gözlerine
Omuzunda gezdirdim parmaklarımı
Kıskandı bütün uzuvların
El vermedi içim
Bedenini sünnetledim kendimce
Bu sefer de ben kıyamadım
Erteledim hayallerimi ikindi saatlerine
Kuyruğu uzun poğaçalar bekledim
Koştum geldim de
Yanına ıslak kekler ekledim
Isıttım sütlü kahvelerimizi
Uzandım yanına
Mışıl mışıl uyku aranda
Adımı sayıklamanı bekledim
Uzadıkça saatler
Hiç kıpırdamadan akşamı bekledim
Geceyi aydınlattı bir tane mum
Biraz şarap, biraz isli peynir
Bir siyah kumaş, bir beyaz gömlek
Kolları kıvrık
Makarnaları ısladım
Ayılmasını bekledim çubukların
Saçlarımı taradım da
Girdim koynuna
Ne görüyorsun sevgilim
Hiç olmazsa sen al beni yanına
Gözleri Öpülesiceler…
Fazla bir vaktim kalmadığını biliyorum
Fazla da bir şey beklemiyorum
Belki yaprakları şiirlerle dolu bir koca çınar
Belki melodileri fesleğen kokan bir şarkı
Bilmiyorum
Acelesi olan su damlaları süzülüyor gökyüzünden
Ya intihara meyilliler
Ya toprağa hasretler
Her ne kadar bana benzeseler de
İnsanların umurlarında değiller
Bense camda süzülenlerdeyim
Ay hüzünlü yine bu gece
Ütüsüz gömleklerime benzeyen
Bulutlar geçiyor önünden
Evrende bir telaşe
Bense olduğum yerde
Sakin, yorgun, hayalperest
Komodin de ılık bir su
Her yudum da camdan geçen saka kuşları yarasın diyorlar
Yara mıyım gerçekten
Bilmiyorum
Keşke geceleri de gözükse
Göğün kuşakları
Güneşe ihtiyaç duymadan
Bir süpriz yapsalar camlarıma
Ezginin günlüğü çalsa tüm ışıkları yanan evlerde
Ve ben terliklerimle gelsem sana
Yazımı senle bitiriyor
Gittiğim her yere seni de götürüyorum
Hoşça kalın saka kuşları
Gözlerinizden öpüyorum
Bir Delinin Not Defteri…
Meyhaneden kovdular az önce beni. Neymiş efendim kendi kendime konuşuyormuşum. Önce uyardılar tabi ama sonra dayanamadım “Görmez misin hancı, şu tenine kuşların yuva yaptığı elini tuttuğum kadını” dedim. İşte o zaman hesap almadılar benden. Bir daha içeri de almadılar gerçi. Ziyanı yok diyerek derdest ettim sana çıkan tüm yolları. Önce bir aylak sokak ışığı karşıladı beni. Utanmadan sordu nasılmışım diye. Elimi teline koydum “Bak evlat” diye başladığım cümlenin hemen başında bir irkilme geldi. Allahtan çıplak ayaklarım. Bir evin ışığına aşık olduysa demek ki. Titrediğimi gören bir köpek koştu geldi yanı başıma. Hav da hav, hav da hav. “Bi sus be köpekçik, görmez misin sevgilim korkuyor” dedim. Boşluğa baktı öylece. Sonra da bana. Arada bıraktık onu da iyimi. Köşeyi döndüm sonra. Ama hiç param yoktu cebimde. Dilimde sen, elimde sen, hepsi bu diye düşünürken, bir çınar ağacı kesti önümü. Görsen nasıl da heybetli. “Tenine kuşlarımın yuva yaptığı bu mu?” dedi. “Silkelettirme dallarını” diyerek kavgaya tutuştum bildiğin. Sesleri duyan bekçi bağırdı ardımdan “Sakın kıpırdama”. Yaprak kıpırdamadı ama ben kıpırdadım sevgilim. Kaçarken bir maymun yavrusunu almışım yanıma haberim bile yok. Odama kadar geldik beraber. Aç dedim kapıyı hiç bana bakma. Kapı içerden açılıverdi. Bembeyaz kıyafetli bir kadın karşıladı bizi. “Odamda ne işin var” diyecektim iğneyi batırmasaydı. Umarım sen iyisindir sevgilim çünkü hala Seni Seviyorum…
Varoş Bir Savaşın Esirleri…
Varoş bir sokağın
2 Yarım aşkıydık biz
Birleşmemiz adına
Sokak çıkmazdı
Herkes gibi biz de çıkamamıştık
Savaştaydı insanlar
Atlılar, süvariler
Hınca hınç doluydu gökyüzü
Bir bozgunun varoluşlarıydık biz
Üstünde tek parça elbisen
Savaşın kaybedeniydi
Ellerimse kazananı
Kalplerimiz atların ayak seslerine karıştı
Islanmış dudaklarından öptüm seni
Borazanlar çaldı kulelerden
Titriyorduk
Ellerim tek parça elbiseni söktü aldı savaşın ortasından
Gökyüzü kızıla boyandı
Utandı yaptıklarından
Boylu boyunca uzandık yere
Kahverengi, çürümüş otlardı ilk yatağımız
Kılıçtan geçiriyordu gölgeler birbirlerini
Biz titriyorduk
Bi ara çıkar gibi oldu sokak
Baygındı gözlerimiz
Alamıyordum boynundan kendimi
Nefesimiz duyulmasın diye
Tayyareler geçti duvar kenarlarından
Elin saçımda geziyordu
Elin yüzümde
Elin sırtıma kazıyordu aşkı
Atlar durdu
Süvariler öldü
Savaş dindi
Kimdi kazananı bilmiyorduk
Varoş bir kentin 2 yarım aşkıydık biz
Üstünde olmayan elbisense
Savaşın kaybedeni
Nadasa Bırakılan Düşler…
Seninle uyandım bugün
Uzun zaman aldı bana gelmen
Ve adınla uyandım
Zikir, sayıklama
Ne dersen de
Yüzüme su vurmadım
Bilakis ayılmadım
Gökyüzünün nöbet değişimiydi vakit
Pencere önü çiçeklerime su verdim
Biraz sevdim biraz anlattım biraz kokladım
Yine başaramadılar sen gibi kokmayı
Uzaklarda bir denizi andıran tenin
Fırtınaları içimde kopan
Yine gülüyordun bana
Adınla uyanmadan hemen önce
Vücudum suyu reddetti
Hiç bilmediğim otlar kaynattım sonra
Sihir, büyü
Yine sen ne dersen de
Hepsi kahvaltı niyetine
Gece uykuya bıraktı kendini
Keşke beni de alsaydı
Tam zamanıydı oysa sana gelmemin
Yine heyecanına yenik düşmüş
Bir şeyler anlatıyordun
Kim bilir neler diye geçirdim aklımdan
Bir sigara sardım
Hafif aralıklı camımdan
Suyu reddeden vücudumu sevindirdim
Her nefeste gözlerin
Her dumanda hayaletin
Hangi dürtü uyandırmıştı beni
Korku, panik, sevinç, özlem
Bilseydim uyanacağımı
Cümleyi bitirtmeden
Ağzından öperdim seni
Camı kapatıp Evgeny Grinko - Wake Up
Şarkısını açtım plaktan
Beyaz bir yatağa uzandım
Olurda uyuyakalırsam
Ve kaybolursam düşler tarlalarında
Uyanmama müsade etme
Karanlığımda bul beni
Hiç konuşmayalım olur mu
Çatlamış dudaklarımdan
Öp beni
Bozguna Uğramış Bir Şehrin Hikayesi…
Havası bozuktu şehrimin
Yolları bozuk
Evleri kirli
Üstü başı karanlık
Rivayete göre ilk kurşunu
İtalyan lakaplı mahallenin yeni yetmesi atmıştı
Bir yıldız düşürmüştü gökyüzünden
Yere değene kadar yanmıştı ışığı
Güneş doğmadı bir daha şehrime
Geceler zifir bir yalnızlık
İnsanlar mutsuz
Çocuklar çıplak
Kuşlarım göçebe
Kaldırmadılar yıldızı yerden
İtalyan da çok durmamış zaten
Sonra sen çıkageldin
Bu havası bozuk
Yolları bozuk
Evleri kirli
Üstü başı karanlık şehrime
Rüzgarı elinde puslu bir sonbaharda
İlk adımında açtı tüm çiçekler
Zeytin dalı koydular senin adını
Mahallemin ileri gelenleri
Gökyüzünden gelen bir barış antlaşması
Bir ateşkes
Güneş ışığını bıraktı
Tüm sokak aralarına
Çocukları görsen nasıl da mutlu
Kuşlar nasıl da özgür
Ben ise sadece izliyordum seni
Biraz kahverengilerini
Biraz buğday tenini
İzlemek yetmedi artık
Ve sonra sadece sevdim seni
Biraz ince saç tellerini
Biraz küçük kırılgan kalbini
Bir tehdit unsuru bile olmadan
Bile isteye vuruldum sana
Bir kurşun bile atmadan
Gökyüzü almıştı intikamını
Kimsenin ruhu duymadan
Şimdi ise
Havası Sen
Yolları Sen
Evleri Sen
Üstüm başım Sen şehrimin
Yıldızın ışığı yerde kalmadı...
Tutulamayanlar…
Bir İlhan İrem şarkısıyım ben
Anlasana
Kısık, ince, mağrur dizelerim
Ne de olsa çoğu zaman
Seni anlatıyorum
Bazen bir İspanyol meyhanesinde
Bazen bir tahta masada
Bazen bir savaşın ortasında
Her hikayeme gelip yüzüme dokunup
Her sonda terk ediyorsun beni
Ve ben seni yine anlatamıyorum
Ne garip değil mi
Defter ve kalem arasında bile
Tutamıyorum seni
Pamuk şekerlerden bulutlar yapıyorum
Tüm balkonlardan begonviller sarkıtıyorum
Konuşan balıklar
Koşturan kediler
Yeni bir dünya inşa ediyorum da
Tutamıyorum işte seni
Ellerini tutamadığım gibi
Ne üzücü değil mi
Yaram da sensin bandımda
Kahırda sensin lütufta
Atilla abim haklıymış
Ayrılıklarda sevdaya dahilmiş
Ama olur da bir gün
Yitip de giderse ellerim kalemimden
Korkma sakın
Ve üzülme
Bir martı olarak geleceğim
Beyaz
Bembeyaz bir martı
Fiyakalı şarkılar bırakacağım
Tek pencereli evlere
Ben geldim ey gökyüzü
Hoş buldum merdivenlerimin tekir kedileri
Kanatlarımda çiçekler
Laleler, zambaklar, papatyalar
Ne güzel değil mi
Her verilen hayatta sana gelip
Yine de tutamayacağım seni
Müebbet Alan Leylekler…
Ne zaman seni sevsem
Bir leylek yuva kurardı
Sokak ışıklarımın üstüne
Havada çok göremedim
O yüzdendir ki çok gezemedim
Bir kaç adım atabilseydim seninle
Kiraz şekerleri belirecekti ağaçlarımda
Böyle pasparlak
Tek lokmalık
Tüccarlar düşünemezdi bunu
Ama aşkta mubahtı
Hatta müstahaktı tüm kem gözlere
Ne zaman seni sevsem
İki çizgi belirirdi dudağımın kenarlarından
Çocuklar görse salıncak kurarlardı
Atlı karıncalar gezdirirlerdi boynumda
İnanmayacaksın ama
Kahkahalarını duyardın rüyalarından
Sahi benimkilerinde tek şahidisin sen
Sorsalar da inanmazlar
O adı batasıcalar
Oysa senin bilmen yeterdi
Bir sarılsan şimdi belki de geçerdi
Ne zaman seni sevsem
Yakamoz vururdu sokaklarıma
Koca koca evlerden
Küçük küçük dalga sesleri gelirdi
Kağıttan gemin belirirdi kapımda
Güvertesinde sen
Yanında ben
Yelkenlerimiz hep fora
Ardımızda Japon balıklarımız
Çoluklu çocuklu deniz atları
Ve bir takım su kaplumbağaları
Görevi Nuh'tan ödünç almışım gibi
Ne zaman seni sevsem
Annem okşuyor saçlarımı
Hem de onca zaman sonra
Keşke ölmeseymişim sende
Leyleği kovalasaymışım
Havada görseymişim
Şimdi ise Di'li geçmiş zaman
Dile gelmiş kalemle
Beni sana anlatıyorum
Sanki bilmezmiş gibi
Yaptığım ayıpmış gibi
Ve hatta hiç gitmeyecekmişim gibi...
