Kaç kişi kaldı
Aşkı anlatabilen
Parmaklarımız da sigara yanıkları
Dilimiz de kafiyesiz şiirler
Söyleyin tüm taksilere
Beni ona götürsün
Gece tarifesi açsınlar
Uğruna heba ettiğim cümlelere
Hem kaç kişi kaldı
Gece tarifesi açılmış taksi ile
Vuslata varabilen
Yine de söyleyin tüm taksilere
Beni ona götürsün
Hafif aralayayım camını
Karanlığına peri tozları serpiştireyim
Kimbilir bir yıldız eşlik eder yollarına
Onu göremesem de
Sokağına, bucağına
Hepi topu kaç kişi kaldı ki
Gece tarifesi açılmış takside
Vuslata eremeyen yollara
Umut ekebilen
Vazgeçmeyin lütfen
Söyleyin tüm taksilere
Beni ona götürsün
Nadastan yeni çıkmış toprağımda
Belirsin tüm tomurcuklarım
Ayçiçeklerim el versin
Belki bir gelincik olarak doğarım kimbilir
Zaten kaç kişi kaldı ki
Gece tarifesi açılmış takside
Vuslata varılmayan umut tarlalarında
Çıplak ayaklarıyla
Adını zikredebilen
Her şeye rağmen
Söyleyin tüm taksilere
Beni ona götürsün
Aşk ile başlayan yolculuğu
Adın ile bitiriyorum
Sen uyanma diye
Sessizce söylüyorum...
ömer faruk aydın
İmara Açılmamış Şiir…
Gecekondumu kiraladım dün gece
Dış cephesi bile olmayan duvarlarını
İki kanepe bir zigon sehpası ile birlikte aldılar
Uzun zaman önce açardı ilk kiraz çiçekleri
Bir kaç parça çiçeği
İçinde rengarenk böceği
Bakmayın dedim böyle durduğuna
Ne binalar geldi geçti yanı başından
Ne baharlar kovaladı peşini
Ne fırtınalara katlandı tek kat boyaları
Fırsat vermediler pencerelerini açmaya
Ah bi açsaydı
Bir açsaydı baharın habercileri
Biraz yosun koksaydı
Biraz ip atlasaydı
Önü arkası sağı solu sobe kalsaydı
Üzüldüm elbet
Gecekondumu kiraladım dün gece
Yağmur damlalarına kıyamayan
Ah çekip içine alan
Bir acı kahve karşılığında aldılar
İçmedim 40 yıl yaşamam diye
Hatırı kalmasın kiracının
Ne vadedilmiş topraklar geçti içinden
Ne altın tepsiler sunmadılar önüne
Ama ne güzeldi sarmaşıkları
Derme çatma aşıkları
Bir kase çorba
2de kaşıkları
Hayallerim acıyor şimdi
Yatıya kalmış tükenmiş sendromları
Sabaha varamayan kırmızı panjurları
Nefes nefese ayyuka çıkmış yaramaz çocukları
Kıyamadım elbet
Gecekondumu kiraladım dün gece
Dilimin ucuna gelemedi melodilerim
Kapıda beklediklerim
Köşe başı yolunu gözlediklerim
Saklambacı da severlerdi
Sonra kör ebe geldi
Oyun sanmıştım
Doğurttu tüm sancıları
Ağladım elbet
Gecekondumu kiralamıştım dün gece
Önce tahtalarını kırdılar
Sonra beni
Ben şiirlerimi
Şiirlerim seni
Alçıya alsınlar şimdi kağıtlarımı
Çıkartsınlar kiracıyı
Baharları karşılayan
Kalemim gelecek...
Bir Trenin Kaçak Yolcusu…
Sabahın ilk ışıklarında kalktım bugün
Gün ağardı
Ağırdı cebimde ki renkli misketler
Bir simitçi
Bir sütçü
Bir kaç çocuk tarlasıydı yolum
Uzundu
Boyumun yettiği kadar gittim
Bir tekir dolandı ayağıma
Mır mır mır
İlk o anlattı
Sonrası iplik söküğü
Ama yolum uzundu
Henüz boy veremediğim sokaklardı geldiğim
Bir erik ağacı karşıladı beni
Dalında salıncağı
İtecek gücüm yoktu
Tekiri saymazsak
Sonra taşladılar ağacımı
Erik düştü
Tekir kaçtı
Ben korktum
Ama yolum uzundu
Ve uzun kalabalıklar oluşturan bir cenaze geçti
Sevilmişti ölen
Sevinmiş miydi ölen
Bilemem
Öğlen ezanında defnettiler
Demek baya yürümüştüm
Yürüdüm itiraf edilmemiş aşklar sokağında
Bir sokak lambasına yaslandım
Karşı kaldırımda kaldı Aşk
Gülümsedim
Görmedi
Seslendim
Duymadı
Simitçi buraya da gelmişti
Tekir ise sütçünün peşinde
1-2 Saat önce defnedilen ve sevilen ölüye gittim
Kimseler yoktu
Sevilmemiş miydi
Bir karanfil aldım üstünden
Yerlerine misketlerimi bıraktım
İlk alışverişim
Bir ölüyleydi
Ama yolum uzundu
Ve koştum
Sokak lambam vardı da
Aşk yoktu
Tekir kaçmıştı
Ben korkmuştum
Sen neden gitmiştin
Oysa yolum uzundu
Ve akşam olmuştu
8 Yaşında uyandığım sabahın gecesinde
44 Yaşında bir sokak lambasıydım artık
Renkli çaputlar bağlasınlar tellerime
Misketlerimi bıraksınlar ellerime
Çocuklara lazım
Belki 45'i göremem
Harikalar Diyarında…
Dikenler batıyor ellerime. Kırmızılar çevrelemiş derimi. Bir güz karası yalnızlık kadar acıtmıyor. Güneş çekiliyor kanımdan. Tenim zenci tenim karanlık, en son kumraldım oysa. Göğüs kafesimmiş beni sıkıştıran. Onu da kafese koymuşlar. Bir avuç nefes bir tutam çiçek… Kulağımda kimsesiz bir sarhoşun fısıltısı, merak etme geçecek. Tarih yok, saat kaç. İğneler batıyor kollarıma, ya polisler görürse. Elalem ne derler, eyvahlar, arsız sakinler. Bir küçük fondöten, biraz pudra, bir maske. Her şey yerli yerinde. Aynasız duvarlar geçiyor yüzümden, bedenimden, feri gitmiş kahverengisi ıslanmış gözlerimden. Onlar da benim gibi. Biraz kirli, biraz çatlamış. Bir kaç adım lazım huysuz bacak sendromlarıma. Yalınayak gezmeli sokaklarında. odalarında. İçe burkulmalı parmaklar, zeminde izler. Bence de yaksınlar beni. Bir kuytu köşeden savursunlar öte berimi. Bir kaç asılmış kurdele, bozuk paraları atılmış bir nehir. Şiirler biriktirdim yastığımın altında. Biraz Cemal biraz İlhan biraz Atilla. Benimkiler onların yanında karalama, sadece küçük bir hatıra…
Bağ Bozumu…
Gelsene az şehrime.
Güneş boyasın bütün bitki örtüsünü, ısınsın tüm yollarım.
Bir kaç çocuk çekiştirsin eteklerini, ellerinde elma şekerleri.
İlla bir neden arıyorsan, saçlarını okşaman olsun sebeplerin.
Gelsene az mahalleme.
Filizlensin tüm pencere önü çiçekler, begonviller sarksın her bir balkondan.
Ellerini duvarlarımda gezdir, artçılarım dinsin.
Yine de illa bir neden arıyorsan, evde olmadığım olsun sebeplerin.
Gelsene az odama.
Gömleğime sinen kokum tutsun ellerini, süzülsün her yerine sarsın ince bellerini.
Tenin kitaplarımda gezsin, mutlu sonla bitsin hikayelerim.
Hala bir neden arıyorsan, bekleyişlerim olsun sebeplerin.
Gelsene az yazıma.
Uçurtmalar gözüksün sayfalarımda, martılar uçsun satır başlarımdan.
Yastığımda kalsın saç tellerin, bir buse bırak kenar süslerime.
Her şeye rağmen bir neden arıyorsan hala, Nefesin olsun sebeplerin.
Odama dolsun, içime dolsun, gökyüzüm olsun...
Seni Görmüş Gelincikler…
Seni görmüşler geçen gün. Şehirden uzak, ülkemin herhangi bir köşesinde. Sabahında kahven akşamında kadehin varmış elinde. Gittiğin yerleri yeşil etmişsin, öyle dedi gelincikler. Her kahkahanda kırmızıları bırakmışlar yeryüzüne. Bir sokak lambası şahitlik etmiş sohbetinize, kapatmış tüm caddeleri. Soluk aldığın o bankın üstüne mumlar dikmişler senden sonra. Şehrin tüm sakinleri dilek dilemişler ardından. Kimisi para kimisi şans kimisi aşk. Seni görmüşler geçen gün. Bir konser çıkışında kırılmış tüm aynalar. Nazarı çıkartmışsın kurtarmışsın bütün bar taburelerini. Siyaha bürünmüş beyaza boyamışsın manzaralarını. Seni görmüşler geçen gün. Beni sormamışlar sana sende anlatmamışsın. Gerçi neyim var ki anlatılacak değil mi? Bir uzun boy bir gömlek biraz da zor zamanlarım için biriktirdiğim bir kaç tebessüm. Hepsi de sen de kalan… Biraz yarım Biraz yalan…
İntihar Süsü Verilmiş Mektuplar…
Sen sevme beni.
Gökyüzüm kesik kesiktir benim.
Öyle bir kulaçta geçemezsin parçalı beyaz bulutlarımı.
Dengen kaybolur, nefessiz kalırsın benim yeryüzümde.
Sen sevme beni.
Kaldırım taşları arasından çıkar benim çiçeklerim.
Öyle kolay değil iki sokak arasında beni suyla buluşturman.
Kenar mahallelerde kaybedersin yapraklarımı.
Sen sevme beni.
Mevsimim tekildir benim.
İzlemesi hoş gelir rüzgarlarım.
Sabahına kalmaz saçılır tüm dalların o küçük odanın dip köşelerine.
Sen sevme beni.
Sevgilim kusurluyum ben.
Sen kağıtlarını yakar kor olursun.
Ben kendimi yakar Aşk kalırım...
Kalem Altında 20bin Fersah…
Bir başka hayatta karşılaşırız dedin. Kaç alem gezdim neden gelmedin? Doğa üstü varlıklar, şeytan sofraları, karanlık kuru dallara hakim ormanlar, ateşi kalplerinde olan bir kaç dünya. Hiç birine gelmemişsin. Kaç gezegeni kılıcımdan geçirdim tahmin bile edemezsin. Kuyruğunu kopardım yıldızın, sersemleyen güneşin yüzüne su serptim. Hiç biri seni görmemişler buralarda ya da yemin etmişler her biri seni bana vermediler. Kızıla çalan nehirler geçtim, buluta değen dağlar. Yeni yetme korsanlar çıktı karşıma, çoğunun kolu bacağı yok. Korktum ve yaktım bütün gemilerini, mürettebatlar yerle yeksan. Açtım bütün istiridyeleri, incileri kumsala vurdu. Yine de bulamadım seni. Kaç kabileye kral oldum, kaç timsah öldürdüm bilmiyorum. Ama 4 Kitap gezdim ve onlarca din karşıladı beni. Her bir inancın dualarında aradım yüzünü, açmamışsın avuç içlerini. Tüm diller de seslendim de duyuramadım sesimi. Bari rüyalarıma gel ey sevgili, hiç olmazsa azıcık orada göreyim seni…
Odamın Hayaleti…
Sen mi geldin Müjgan? Sürgüsü açık mı kalmış kapımın. Ev biraz dağınık kusuruma bakma sen benim. Huzursuzum bugünlerde. Kimi zaman su vermeyi ihmal ediyorum kasımpatılarıma kimi zaman yıkamıyorum kirli bardaklarımı. Şuradan bir sigara uzatsana. Bakma bana öyle. Tutunacak tek dal koymuşum adını, içmeyip de ne yapacağım. Biliyor musun duvarların dili varmış. Geçen akşam konuştum her birinle. Sarmışlar dört bir yanımı konuşmayıp ne yapayım. Delirdi iyice diyorsun değil mi içinden? Korkma hikayenin o kısmına henüz varamadım. Ah be Müjgan sıkılmadın mı her gün ziyaret etmekten. Her gün köşe bucak temizlemekten. Sabahına yine dağınık bir beden, savrulmuş bir ev, bir dolu sigara izmaritleri, biraz boş şişeler biraz da küçük kağıt parçalarına yazılmış saçma sapan masallar. Açma perdeleri lütfen. Güneşe küseli epey bi zaman oldu. Gerçi onun benden haberi var mıdır bilmiyorum ya. Biliyor musun bulutlarmış derdi, inanabiliyor musun mavilikler değilmiş kuşlar değilmiş. Yarına kalmayacak küçük beyaz bulutlarmış. Hem zaten ben karanlığı severim bilirsin sen beni. Çatma kaşlarını hemen. Göstermez hem yüzümü yurdum kuşaklarına, öyle bir gülerim ki kimse anlamaz yalan olduğunu. Evet sen henüz görmedin, nereden bileceksin değil mi? Laf işte benimkisi. Masanın üstünde duran kalemi uzatır mısın lütfen? O da mı bitmiş. Hay aksi tam sıra sana gelmişken. Gidiyor musun şimdi, belki de hiç gelmedin yine değil mi? Bu sefer de olmadı, yine seni anlatamadım Müjgan…
Bir Bulut, Bir Sandal, Bir Liman…
Gecenin kÖründe bir sandal. Karanlıkta kaybetmiş küreklerini. Denizim yok desem de dinletemedim kendimi. “Deniz sen olamazsın” dedi. Mecbur oturdum, bir de ben dert oldum içine. Caddeleri geçtik, evleri geçtik, şehirleri, dağları, yamaçları. “AnLat” dedi “sıkılmasın canımız”. Sözün neresinden başlanırdı bilemedim. Belini kırdığım cümleler geldi sonra aklıma. Gönlünü alamadım da başlayamadım herhangi bir yerinden. “Çok mu dedi sustukların”. GülÜmseyebildim nihayet. “Hadi artık bana müsade” dedim. “Sen yolcu değilsin ki inmene müsade edeyim” dedi. Evet bir sandalla konuşuyordum ve evet haklıYdı. İçinde ki dert, tahtasında ki kurttum içini kemiren. Sonra dilime dumanla karışık bir şarkı takıldı. Hüsnü abi söylerdi en çOk ama ben de güzel mırıldanırdım. “Gel buluta bakalım”… Sandal eşlik etti kaldırım taşlarından geçerken. Bir kaç takım yıldızı takip etti gecenin en güzel saatleRinde. “Biraz da ben yön verebilir miyim?” dedim . “Sen kaptan değilsin” dedi. “Ben ovalardan geçerim, bUluttan geçerim ama sen canından geçersin olmaz” dedi. “Deniz değilsem, yolcu değilsem, kaptan değilsem” dedim. Gülümsedi nihayet. Sonra devam etti Hüsnü abi şarkıya “Gel otur güzel yaşım 20 gel buluta bakalıM”…
