Yancı…

Hüzünlerim bile yancı benim. Okeye dördüncü arar gibi yanlıyorlar bana. Bir avuç dolusu mutluluk bir de sakin kalabilen sessizliğim var benim. Bilmiyorlar… Cebimde son kalan üç beş kelime örtüsü. Bir bankın en sağ köşesindeyim şimdi, solumda yancılarım… Bilmiyorlar… Ağır gelir sancılarım. Oturduğum yerde sırtımda asılı kalan bir söğüt ağacı… Dalındaki salıncağın ipi kopuk. Uçurtma yapmış veletler… Ordan gelmiş kopuk uçurtma değimi. Turuncuya bırakmış ipin ucunu, yavaşça seğirtmekte. Hafiften bir esinti ensemde. Sonunda çiğsedim, oysaki terliyim… Ağır adımlarla kalktım olduğum yerden, kıyıya vurdu ayaklarım… Çiçekçi ablanın bana gelesi yok ama su satan çocuklar etrafımda… Oturdum kayalıklara, elimdeki suya baktım bir katık aradım yanına… Tam zamanıydı salçalı ekmeğin. Tam zamanıydı ayaklarımı sallandırmanın, tam zamanıydı yancıların. Seçeneklerim boldu ama ben elimde kalan avuç dolusu mutluluğu balıklara, cebimde kalan üç beş kelimeyi de martılara bıraktım… Bir kitapta okumuştum “Sağımda yalnızlık, solumda hayaller… Her ikiside lise terk…” Benim için mi yazılmıştı? Bilmiyorum…Yancılarım ağrıyor ve ben gidiyorum…

Yorum bırakın