Üstüme bir gece çöktü
Ama öyle bildiğin gibi değil
Ay, güneşe savaş açmıştı
Kılıç kuşanmış gibiydi tüm yıldızlar
Bir muharebenin karanlık yüzüydüm
Deniz yıldızlarının ise son sözü...
Üstüme bir ağırlık çöktü
Ama öyle bildiğin gibi değil
Göz kapaklarım intihara meyilliydiler
Yakarışlarını duyuyordum kirpiklerimin
Bir kanepenin kırışık tarafındaydım
Kimbilir kaç zamandırda arafta...
En son üstüme bir rüya çöktü
Ama öyle bildiğin gibi değil
Nasıl koşturuyorum karanlık sokaklarda
Kapı kapı seni arıyorum
Hem de çırılçıplak
Sormadığım çiçek dalı
Anlatmadığım çakıl taşı yok
Henüz gelmemişsin buralara
O yüzden sert esiyor rüzgarlar
Dallar kırıldı kırılcaklar
Adın geçiyor sonra içimden
Mahçup bir yağmur damlası süzülüyor yanağımdan
Ama görsen nasıl koşturuyorum karanlık sokaklarda
Hem de senden bihaber
Ve kendimden habersiz
ömer faruk aydın
Sağlıcakla…
Basit bir adamım ben
Ağzında sigarası
Saçlar darmadağın
Yorgunumdurda çoğu zaman
Konuşturamazsınız beni
Yük olurum gününüze
Aklınız fikriniz de bende kalsın istemem
Gün ışığında bir köpek
Karanlık çökünce Dolunay eşlik eder bana
Bir de elimden tutan gazeteye sarılmışlar
İçerisi kirli haberlerle dolu
İyisimi çıkmak semaya
Bir yıldızın düşüşüne eşlik ederim sonra
Düşme ey Yıldız yeryüzü bildiğin gibi değil
Alırlar ışığını
Zifir karanlık günlere hapsolur yüzün gözün
Sonra bir martı belirir bankımda
Biraz leblebim var, simite alıştırdılar seni oysa
Bu merette iyi gitmez ki onla
Bence sen de kalma yanımda
Bir küçük balığın zıpladığını görürüm sonra
Hem de yakamozun ortasında
A benim küçüğüm çıkma su yüzüne boşver
Nefesini keser bu boktan dünya
Sen dal en derine
Selam söyle benden deniz atlarına
Kıyıda köşede saklanmış turunculara
Özellikle istiridyelere
Bir de beni soranlara
Öyle soğuk eser ki sorma gitsin
Sormadın mı yoksa
Bir ince gömleğim var işte
Eğer merakın buysa
Dedim ya basit bir adamım ben
Bir tutam ölümlü
Az biraz da sıradan
Neyse artık boşver
Sen de kal sağlıcakla...
Ayışığında…
Biçare gönül uzaklardayım
Kaldım yaban ellerde nasılda darlardayım
Yine bir meyhane sabahı
Anason kokan ağzımla
Kim bilir hangi dualardayım
Bir iki kadehle başladım önce
Durur mu hiç bu can akla sen gelince
Tükenmiş bir kalem
Sararmış bir kağıt
Güzelliğine dair şiirler hemde hece hece
Bekledim durdum öylece kapı ağzında
Bir türkü eşlik etti bana eski sazınla
Tiz bir ses
Aşık bir kadın
Nermine memmedova "Ayışığında"
Bıraktım artık seni bana kalmayasın
Adını serçelere söyledim yuvalarında saklasın
Bir çift kanat
Kırık bir gün batımı
Uç git burdan artık arkana bakmayasın
Köpük…
Bir dalga yanaştı kıyıma
Kum tanelerim çekti içine
Deniz kabuklarına sordum da yolumu
Kayboldum köpüğünde
Bir dalga yanaştı kıyıma
Yosun tuttu ayaklarım
Pulsuz balıklar da tutmadılar ellerimden
Bende boğuldum derininde
Bir dalga yanaştı kıyıma
Oltaya takıldı kalbim
Düzinelerce kağıttan gemilerim geçtide
Alnımdan silindi yazılarım
Bir dalga yanaştı kıyıma
Öncesini hatırlamıyorum
Sonrası uçsuz bir mavilik
Sonrası yakamoz
Sonrası batık bir gemi
Bir Bankın Üstünde…
Ne zor şeymiş sensizlik
Her şeyden yoksun
Her şeyden yoksul
Ve her şeyde yoksun
Durgun geçiyor zamanlarım
Uçurtmasız, denizi olmayan sokaklardayım
Bir saç teline hasret bırakılan caddelerdeyim
Ne yağmurun tadı var yüreğimde
Ne de gökyüzüm güneşli
Ne zor şeymiş sensizlik
Nerden bilebilirsin ki
Ve ne kadar şanslısın ki
Sen hiç sensiz kalmayacaksın
Belki beni de bir daha anmayacaksın
İsmim geçmeyecek dost sohbetlerinde
2 kadeh rakının verdiği keyfi alamayacağım artık
Ama ne zor şeymiş sensizlik
Sofraya yalnız oturmak
Sabaha sensiz uyanmak
Ne zor şeymiş sevgilim
Bir ay ışığı altındayım şimdi
Yıldız bile yok gökyüzümde
Hava da soğuk
Seni düşünmekteyim
Sadece seni
Elimde ucu yenmiş kırık bir kalem
İçimde bir dolu sen
Derdim seni anlatabilmek
Bir parçanı da olsa tanımalılar
Mahrum kalmamalı bu sokaklar
Bu gökyüzü
Bu canlılar
Varlığından bihaber yaşamamalılar bence
Ama ne zor şeymiş sensizlik
Seni anlatmak yerine
Sensizliği yudumluyorum onlarla
Üstelik bir ay ışığının altında
Boğazıma kadar dizilmiş yalnızlığımda
Gecesi yalnız
Gecesi karanlık
Gecesi öksüz bir gökyüzü altında...
Kanadı kırılmış bir martıyım artık
Boynum bükük, bir bankın üstünde
Ama Ne zor şeymiş sensizlik...
İbadet…
Bölüm 1
İncil'in İlk Emri "Sev"
Göçmen kuşların şenliğinde sevdim seni
Ortancalar açtığında
Begonviller sarktığında
Yasemenler boy verdiğinde sevdim
Yüreğime düşen ilk cemreydi seni sevmek
Böyle arsız
Umarsız
Vakitsizdi çiçek açmalarım
Akşam ezanı gibiydi seni sevmelerim
Herkes uykudayken
El ayak çekilmişken
Bir ay ışığının altında
İnce, narin kıvrımlarını izlemekti
Tüm telaşlarımı bırakıp sevdim seni
Bir yavru kedinin muhtaçlığında
Öyle mahçup
Öyle savunmasız
Ve böyle anlatamadığım gibi sevdim seni
Bölüm 2
Tevrat'ın İlk Emri "Yaşat"
Bir çocuğun kalbinde doğurdum seni
Tamamen karşılıksız
Sessiz, derin
Ve bir nefeste
Çocuk kırlangıçlara anlattı seni
Mevsimleri nasıl bahara çevirdiğini
Her bir parmağında salıncakların olduğunu
Dokunduğunda kahkahaların duyulduğunu
Kırlangıçlar heyecanına yenik düştü
Kanatlarında hikayen
İsmin tüm şehirlerde
Durmadı
Bir söğüt ağacına anlattı seni
Saçlarından bahsetti sonra
Her bir telinde bir çift kumru olduğunu
Yere değen bir telin tohuma dönüştüğünü
Uçuştuğunda aralarından ormanların göründüğünü
Bir fısıltı dolaştı yapraklarında
Döküldüler sana doğru
Bir devrime karıştı adın
Ormanlar da emrine amade
Bölüm 3
Kuran'ın İlk Emri "Oku"
Önce gözlerini okudum senin
Nakış nakış işlenmiş kirpiklerini
İrili ufaklı kahverengilerini
Dudaklarına çevirdim sayfalarımı
Her tebessümünde
İçine düşmekten korkmadığım çukurunu
İki çizginin ortasından geçen nefesinin
Bir meltem esintisine dönüşmesini
Göz göze geldik sonra
Hem de hikayenin tam ortasında
Bir kaç cümle dökülüverdi ağzımdan
Üstelik haddim olmadan
-Ne Mutlu Ki Bana
Sevdiğimi yaşattım
-Ne mutlu Ki Sana
Yaşattığımı Okudun
Yarımıza Sevgilerimle…
Yarım kalanlara ithafen çıkardım ben bu yangınları
Mahallenin ücra köşelerinde tutuştu genç aşıklar
Başka şehirlerde haberlere düşmüşüm
Kırıldım doğrusu
Kendi şehrimin delisiyim ben
Altyazılarda zikredildi ismim
Robot resimlerimde kara kalemler
Vesikalığım bile yokmuş ellerinde
Gerçi hiç yakışıklı da değilim
Karakollarda geçiyormuş rivayetlerim
Romayı da bana yıkacaklarmış
Yaşıma veriyorlarmış yaptıklarımı
Gözümdekine mi bedendekine mi
Bilemedim
Bildiğim bir kaç şeyim vardı oysa
Üç yanlışlarımla dengeledim onlarıda
Yine de yarım kalanlara ithafen çıkardım ben bu yangınları
Elimizde kalan yarım bardaklara inattı her şey
Ve her şey saçlarınla başlamıştı
Ne beni bulabildiler sonra
Ne de adını
Sızı koydum bende
Kalbimde bi yerde
Ateş saçına benzedi diye
Mahalleyi yaktım
Herkes kaçıştı gittide
Bu yangında bir ben kaldım...
Kayısı Kokusu…
Sabahın ilk ışıklarında açılırdı sevda sokağı
Kepenkleri rengarenk
Tezgahları çiçekli
Kayısı kokardı caddeleri
Üstelik sen de henüz doğmamıştın
Geçmemiştin ütüsüz gömleğimden
Fütursuz gözlerimden
Sen henüz doğmadığın içinse
Üşümüştü göçmen kuşlar
Kaybetmişler yollarını
Kayısı kokusunu takip etmişler
Çocuklarımın avuçlarında köpük köpük
Masmavi bir deniz
Kirli pabuçları ıslak
Çünkü sen daha doğmamıştın
Yakamoz ve ay ikircilikte
Kendinden emin sandalyeler beklerdi sokağın başında
Bir uçuşan saç tellerine bağlıydı
Rotasız cıvıltıların hayatları
Günün ilk ışıklarının kırgınlığını yaşardı
Esnafların açık iki şekerli çayları
Ne bilsinler ki seni
Henüz doğmamıştın
Ve bir gün
Tüm kırgınlıklar adına
Göksüz bir göğün altında
Acılar içinde doğurdum seni
Efsunlandı sevda sokağım
Kendinden emindi sandalyelerim
Beklemediğinden değil beklediğimden
Çocuklarımın avuçlarından döküldü köpük köpük
Masmavi deniz
Temizlendi pabuçları
Saç tellerin göründü köşe başından
Tellerine dizilmiş göçmen kuşlarım
Üşüşmüşler saçlarına
Dillerinde şarkılar
Cıvıltıları tezgahlarımda
Ve sen doğmuştun artık
İlk adımında katladım ütüsüz gömleklerimi
Kepenkleri rengarenk
Tezgahları çiçekli esnafların yanında
Kayısı kokusu altında
Kapattım fütursuz gözlerimi...
Sakız Sardunya…
Sert dizeler yazayım diyorum
Aklıma sen düşüyorsun
Sonra bir kaç kelebek
Üstümüzde yeşil bir bitki örtüsü
Oysa ki Ülkem karışmış
Sağ sol alışmış
Yurdum kuşakları sessiz
Git be kadın
Çizdirme bütün aydınlıkları yüzüne
Onca şeyler biriktirdim içimde
Kimisi ayyuka çıkmış
Kimisi ise su yüzüne
Sonra okkalı sözler sarfedeyim diyorum
Tadın düşüyor çatlamış dudaklarıma
Ağzım bir çilek bahçesi
Yüzüm gözüm al al
Oysa ki Çocuklarım bezmiş
Ormancılar tüm çiçeklerimi ezmiş
Memlekette bir matem havası
Git be kadın
Fiyakalı sözler ettirme ellerine
Ne şiirler saklamış ceplerim
Kimisi duvarlara yazılmış
Kimisi kır çiçeklerine
Bari iki çift laf susayım diyorum
Hayalin düşüyor içime
Ritmi bozuluyor sevdaların
Göğüs kafesimde kırlangıç sürüsü
Oysa ki Aşıklar üzgün
Gözleri müebbet kalpleri sürgün
İlla yine de gideceksen
Beni de götür bu sefer yanında
Sağ sol barışsın
Çocuklarım koşsun
Aşıklarım karışsın
Hem belki giderken tohum döker saçlarımız
Kimisi biraz begonvil
Kimisi de sakız sardunya
Siyah Kalan Üç Beş Saç Tellerine…
Bir sonbahar sabahıydı
Unutmaya çalıştıklarım
Eskimeye yüz tutmuş dostluklarım
Bir sigara yakımıydı tüm sokaklar
Top koşturanlar
Kanamaya meyilli yaralar
Kalktım da gecesine ıslattım tüm şehri
Sabahına çiçekler karşılamadı beni
Bir sonbahar sabahıydı
Anlatmaya çalıştıklarım
Allah'la konuşmalarım
Okunaksız oluşlarım
Kaç canlı geldi geçti
Ömrümün en sıcak köşelerinden
Soğukta kaldı pabuçlarım
Bir sonbahar sabahıydı
Üstü boş ranzamda kalan korkularım
Yastığıma vuran sokak ışıklarım
Bir nevi pilliler
Bir kaç da harfliler
Akşamında attım kirlerimi
Sabahına çıkaramadım
Bir sonbahar sabahıydı işte
Ezan vakitleri susmalarım
Küstüm çiçeği kapanmalarım
Yarama merhem arayışlarım
Dualarda sıkıştırmıştım oysa ceplerime
Olmadı
Bir türlü okuyamadım
Gördün de durdun ya sende
Sustun da kaldım ya benle
Vasiyetimdir şimdi
Ahım kalmasın bu yeryüzünde
Her ılık yağan yağmurda
4 Ayaklı çocuklarım izlesinler ezan çiçeklerini
Gökyüzünde belirsin dokunamadığım uçurtmalarım
Perçin perçin bağlansın
Tüm bodur meyve ağaçlarım
Kopartmaya kıyamadıklarım
Ve sonunda hazinesi olmayan
Göğün kuşakları çıkıversin ortalık yerlere
Üstünde kağıttan gemilerim süzülsün
Kalanlar değil
Gidenler üzülsün
Dedim ya
Bir sonbahar sabahıydı
Bahardı
Ama sondu
Bir o kadar uzun
Ama anlaması zordu...
