Hiç bırakmadı martı bu boş limanı. Yakarışları deniz kabuklarında çınladı. Liman kendi halinde. Kimi zaman bir sandal yanaştı bu limana. Üstünde bıraktı ayak izlerini. Soluklandı, küreklendi, gitti… Martı gezinmekte. Kimi zaman bir tekne yanaştı bu ıssız kalan limana. Issızlık kalmadı limanda. Ayaklarının tozunu ellerinin izini gezdirdiler dört bir tarafında. Sevdiler mi dövdüler mi bilinmez… Dalgalandılar ve gittiler. Martı ekmeğinde… Kimi zaman bir vapur yanaştı bu limana. İçi tıklım tıklım. Liman süklüm püklüm… Hınca hınç doldular duvarlarının diplerine. Yediler, içtiler, döktüler, gittiler. Sofrayı kuran kaldırdı. Martı sersem… Kimi zaman bir yük gemisi yanaştı bu limana. İçini boşalttıkça boşalttı. Yükleri bıraktı limanın en orta yerine ve gitti. Martı sessiz. Sonra bir kağıt gemi yanaştı bu limana. İskeleye vurdu kağıt parçası. Ne yükü var ne gidecek yeri. Martı şaşkın… Liman mutlu. Gemi ıslak…
