Biliyorum ele avuca sığmayacak yazdıklarım. Karaladıklarım hayallerinizde bedenlere dönüşecek. İpuçlarını takip edeceksiniz her bir cümlemde. Her kelimem bir kapı aralayacak bana doğru. En son kapıda yüzünüze vuracak istediğiniz ikindi güneşi. Gözleriniz de belirecek gökkuşağının tüm güzellikleri. Aslında yedi renkten olmadığını o an anlayacaksınız. Eliniz nereye uzansa bir serçe eşlik edecek size yol boyu. Durup dinlenmeniz adına söğüt dallarında asılı kalan salıncaklar bekleyecek sizleri. Ayakkabısız girilecek bahçeme, çimen yeşili olacak topuk çatlaklarınız. Delinin fırlatıp attığı taşın sizleri nerede beklediğini göreceksiniz yolun tam yarısında. Hafif esen rüzgarı arkanıza alacaksınız ve saçlarınız da uçuşacak kara hindiba tüyleri. Bir fesleğen kokusu çalacak ki burunlarınıza, her nefes alışınız da hafifleyeceksiniz. İmkanınız olmayacak geri dönmek için. İstemeyeceksiniz. Yolun sonu da gelsin istemeyeceksiniz. Bir hayalin içindesin ey güzel okur. Bense o hayalin hep sonunda. Sen gözlerini açık sanıyorsun ama yanılıyorsun. Merak edeceksin yolu, beni unutacak, yolda ki güzelliklere bakakalacaksın. Unuttuğun anda kendimi yine de hatırlatacağım biliyorum. Bazen bir yudumluk kahvenin tadında, bazen bir kitabın ortasında, bazen sevdiğin bir müziğin melodisinde, bazen bir sahil kasabasında, bazen yolunu kaybetmiş bir patika yolunda, bazen de bir sokak lambası ışığında. Nerede olursa olsun aklına geleceğim biliyorum. Ama nerede olursa olsun geleceğim biliyorum. Yolun sonuna geldiğinde, en son nokta kendini virgüle çevirecek, tebessümünüz belirecek ve ben yeniden yazacağım…
