Beraberken de canımız sıkılabilirdi Matilda. Mesela bir rıhtım kenarında ayaklarımızı sallarken hiç konuşmayabilirdik. Gözlerimiz en uzak noktada asılı kalabilirdi. En derin dalga da bulabilirdi nefeslerimiz birbirimizi. Ama biz beraberde sıkılabilirdik Matilda. Bir patika yolunda en yavaş adımlarımız da sallana sallana susabilirdik. Ellerimiz bağımsız çarparken bedenlerimizde herhangi bir noktaya, aldırmaz umursamazdık. Ağaçtan ağaca sallana dururken yavru kırlangıçlar, biz başımızı kaldırmadan bütün polenleri geçebilirdik. Ama biz beraber de sıkılabilirdik Matilda. Gökyüzünden süzülen yağmur damlaları tenlerimize ayrı ayrı bulaşabilirdi. Süzülürdü kalemimizden dökülen kelimeler gibi göz kenarlarımızdan. Ne ben kurulanırdım ne sen ıslanırdın. Ama biz herşeye rağmen beraber de sıkılabilirdik Matilda. Öylesine sıkılırdık ki, boş boş birbirimize bakarken bulabilirdik birbirimizi, herhangi bir hayalin ortasından geçerken bile tanımazdık birbirimizi. Yan karakterlere bürünürdü ruhlarımız, kimse anlamazdı olanı biteni, yazılanı. Ama biz belli etmezdik. Seninle ben boş dersin öğrencileriyiz. Kalemlerimizin görevi sıramıza kazımak, bizim görevimiz sıkılmak. Çocukluktan kalma alışkanlık bizimkisi, bağımlılık… Biz bir nevi şahsına münhasırlarız. Tek sıkılmakla tek sıkımlık arasında ki farkı artık anlayabiliyorum Matilda. Tek sıkımlık sıkılganlık kaldı sana verebileceğim, sıkılmadan gelebilirsin kalemimden içeri. Dökülmen için kağıtlarım hazır…
