Hiç mi gülmeyeceğiz be Piraye. Hep mi kalan isimler olacak yanlarımızda. Neresi tatlı bunun Piraye. Bak ak düştü saçlarıma. Hem de henüz 43ünde… Ritmi mi bozuldu bu dünyanın yoksa aritmi mi bütün sevdalar. Saat kavramlarını ne ara bıraktık. Söylesene ne ara gitti bütün kalabalıklar. Ölü toprağı serpiştirdiler üzerimize. Dağ vardı sanıyorduk, kamburmuş meğer sırtımızdakiler. Eski fesleğenlerin tadı yok artık bu limanda. Kağıttan gemiler su almış baksana. Hüzün kovan kuşları etrafımızda… Bir yudum versene Piraye. Bende bıraktıkları anılara içeyim. Ellerin üşümüş, buyur ceketimi al omuzlarına. Bari kızlarım olsaydı yanımda. Ben atsaydım onlar baksaydı. Hiç mi soluklanmayacağız Piraye. Az biraz tebessüm takılmayacak mı boğazımıza. Sırtımıza çarparken elleri, çizik mi attılar her bir derimize. Geç mi oldu yoksa göç mü ettik çocukluğumuzdan. Erken vazgeçtik be Piraye. Her şeyden erken vazgeçtik. Begonvilleri de sökmüşler balkonlardan… Almışlar bütün kokularını… Daha dün okul servisindeyken, ne ara geçtik şehirler arası otobüs firmalarına. Bir keke, bir kahveye kandırdılar bizi Piraye. Yoksa cam kenarı mıydı içimizi acıtan. Keşke kızlarımda olsaydı yanımda. Yakala kızım deseydim onlar kıpırdamasaydı… Evin en küçüğü olmak zor Piraye. Herkesin gidişini izletmeye mahkum bırakıyor bu hayat seni. Kimini dünyadan kimini kalbinden gönderirsin. Menfaati çok Hoşçakalı yok bu kainat denen örgütün. Gidiyor musun? Ceketim sen de kalsın Piraye. Cebinde kalan son tebessümü versen yeter bana. Ne de olsa bugün yarın savuracak bu hayat bizi, sen o yana ben bu yana…
