Bırak sen bütün olanları, senden ne haber? Hala soğuk mu mevsimlerin? Bitmedi mi yalnızlık ağrıların? Eksik etme kendinden gidenleri. Vazgeçme iyiliğinden, ödün verme üstü kalsınlara… Evet haklısın elbet, bir takım olağan dışı insanlardan gelecek bütün hüzünlerin. Elleri boş olmayacak yürekleri kadar… Ama olsun sen dertlenme, sonra sıtmalı gecelerin, üstü açık yatmaların, sabaha kalkamamaların… 24’e sığmayacak anlatacakların biliyorum. Susmayı da beceremezsin sen şimdi. İyisi mi bir kağıda yazalım olanı biteni. Sonrasında tütün dökeriz içine, ıslatırız yazılanları… Bir solukla kalabalıklaşır, son nefes de yalnızlaşırız tekrar. Devir daim meselesi, sen benden daha iyi bilirsin. Giriş, gelişmeyi az çok tahmin ederiz de sonuç ne olur onu kestiremeyiz. Bölünür müyüz? Çarpılır mıyız? Kim bizden ne kadar çıkar, kaça toplanırız bilemeyiz. İyisi mi az biraz daha dönmeli yatakta, ertelenmeli kurulan bütün saatler. Güneş girmesin doktor bilmesin evin yolunu. Belki bir kedi mırıltısı, belki dışarıdan gelen bir serçenin sesine açarız günümüzü kimbilir. Sen boşver hangi aydaymışız, takvim yaprağı hangi yılı gösteriyormuş. Zaman denilen döngünün içine sıkışıp kalmışız işte. Bilirsin bilirim, ağızda kalan bu yarım gülmeleri. Tamamlanamamış onlarca tebessüm onlarca emare… İyisimi üstünkörü kalsın odanın bir köşesinde birikmişlikler. Kumbaranın altı kırık, cebin teki delik, içimizde bir yerler kırık… Örttüysem üstümü iyi geceler, yok örtmediysem eğer camı kapat öyle git cereyan yapıyor…
