Elbisesi kalmış koltuğun üzerinde. Hep şikayet ettiği, onu kilolu gösterdiğine inanan. En son çiçekli bir bahçede üzerindeydi. Zarif el hareketleri ve kısık, can yakan tebessümleri eşlik ediyordu bu kumaş parçasına. Zira kokusu sinmiştir şimdi koltuğa. Komodinin kenarında intihara meyilli kırmızı ruju. Eksik etmezdi oysa küçük el çantasından. Şimdi nasıl tazeleyecek kırmızısını. Sol omuzumda tadını bıraktı farkında olmadan. Askının tek dalından sarkmakta, ince uzun boynunu saran atkısı. Nasıl da kızardı tüy parçası dudaklarına değdiğinde. Demek hava o kadar da soğuk değil. Kapıyı aralık bırakmış, belki de yeşil elma almaya çıkmıştır. Kese kağıdına sarılı. Çimen de 37 numara ayak izleri. Kıyamamış yine papatyalara. Çok sever taç yapmayı, ılık suyuna karıştırmayı. Veranda da bırakmış kalemini, küçük bir kağıdın üzerinde. “Hoşça Kal” yazmış, yazacak onlarca hatıra varken. Üzülmüş belli, yoksa titremezdi kalemi. Senin şimdi kalacak yerin yoktur, iyisimi sen hoşça kal…
