Kaç kez aradım, kaç defa bakındım gittiğin o dar sokaklara. Gezdiğin tüm sokak ışıklarına gösterdim cüzdanımda olan vesikalık resmini. Görmemişler. Geçmemişsin gecenin herhangi bir yerinden, ne köşesinden ne de bucağından. Bakındım, esnaf lokantalarına gitti gözlerim, hiç mi acıkmadın diye aklımdan geçirdim kaç kez. Ama yine de bulamıyorum. Üşenmedim hiç seni ararken, üşüdü biraz parmak uçlarım. Büfe de ısındım seni uzun uzun anlatırken. Gelmemişsin buralara, sardırmamışsın okunmamış gazete kağıdına. Ercü selam söyledi seni görürsem, görürsem söylerdim elbet. Az bi gel selam kalmasın üstümde. Biliyorum kaçıyorsun, biliyorum yoruldun da uzaklaştın olduğun yerden, ışığından, gecenden, kitabından, kaleminden. Dursaydın biraz, az biraz soluklansaydın keşke şu an baktığım sahilde duran az nemlenmiş en sevdiğin bankta. Yakamoz mu kandırdı seni yoksa, bir yansımadan ibaret miydi izlerin? Oysa aynı düşünürüz sanıyordum, aynı yerlere gider, aynı sohbetten keyif alırız sanıyordum. Ayna da bile göremedim seni. Kaybolduysan eğer, derin bir nefes çek tütününden, küçük de olsa ışığın görmezden gelemem ben seni. Hangi garson girmişse koluna söyle bana getirsin. Yoksa sen mi çaldırdın şu eski aracın içinden Ferdi Özbeğeni? Kim küstürdü seni söyle, saçından tutup önüne fırlatayım. Kim yoldu söyle bana biriktirdiğin kır çiçeklerini? Sen üzülme sevdiğim, kırarım onların ince bileklerini. Ama gel bak buralar yerle yeksan, bedbaht tüm mahalle sakinleri. Ben mi üzdüm seni? Hastaysan söyle bileyim, hiç olmazsa rüyama gir kumralını son kez seveyim…
