Sen mi geldin Müjgan? Sürgüsü açık mı kalmış kapımın. Ev biraz dağınık kusuruma bakma sen benim. Huzursuzum bugünlerde. Kimi zaman su vermeyi ihmal ediyorum kasımpatılarıma kimi zaman yıkamıyorum kirli bardaklarımı. Şuradan bir sigara uzatsana. Bakma bana öyle. Tutunacak tek dal koymuşum adını, içmeyip de ne yapacağım. Biliyor musun duvarların dili varmış. Geçen akşam konuştum her birinle. Sarmışlar dört bir yanımı konuşmayıp ne yapayım. Delirdi iyice diyorsun değil mi içinden? Korkma hikayenin o kısmına henüz varamadım. Ah be Müjgan sıkılmadın mı her gün ziyaret etmekten. Her gün köşe bucak temizlemekten. Sabahına yine dağınık bir beden, savrulmuş bir ev, bir dolu sigara izmaritleri, biraz boş şişeler biraz da küçük kağıt parçalarına yazılmış saçma sapan masallar. Açma perdeleri lütfen. Güneşe küseli epey bi zaman oldu. Gerçi onun benden haberi var mıdır bilmiyorum ya. Biliyor musun bulutlarmış derdi, inanabiliyor musun mavilikler değilmiş kuşlar değilmiş. Yarına kalmayacak küçük beyaz bulutlarmış. Hem zaten ben karanlığı severim bilirsin sen beni. Çatma kaşlarını hemen. Göstermez hem yüzümü yurdum kuşaklarına, öyle bir gülerim ki kimse anlamaz yalan olduğunu. Evet sen henüz görmedin, nereden bileceksin değil mi? Laf işte benimkisi. Masanın üstünde duran kalemi uzatır mısın lütfen? O da mı bitmiş. Hay aksi tam sıra sana gelmişken. Gidiyor musun şimdi, belki de hiç gelmedin yine değil mi? Bu sefer de olmadı, yine seni anlatamadım Müjgan…
