Yarım kalanlara ithafen çıkardım ben bu yangınları
Mahallenin ücra köşelerinde tutuştu genç aşıklar
Başka şehirlerde haberlere düşmüşüm
Kırıldım doğrusu
Kendi şehrimin delisiyim ben
Altyazılarda zikredildi ismim
Robot resimlerimde kara kalemler
Vesikalığım bile yokmuş ellerinde
Gerçi hiç yakışıklı da değilim
Karakollarda geçiyormuş rivayetlerim
Romayı da bana yıkacaklarmış
Yaşıma veriyorlarmış yaptıklarımı
Gözümdekine mi bedendekine mi
Bilemedim
Bildiğim bir kaç şeyim vardı oysa
Üç yanlışlarımla dengeledim onlarıda
Yine de yarım kalanlara ithafen çıkardım ben bu yangınları
Elimizde kalan yarım bardaklara inattı her şey
Ve her şey saçlarınla başlamıştı
Ne beni bulabildiler sonra
Ne de adını
Sızı koydum bende
Kalbimde bi yerde
Ateş saçına benzedi diye
Mahalleyi yaktım
Herkes kaçıştı gittide
Bu yangında bir ben kaldım...
ömer faruk aydın
Kayısı Kokusu…
Sabahın ilk ışıklarında açılırdı sevda sokağı
Kepenkleri rengarenk
Tezgahları çiçekli
Kayısı kokardı caddeleri
Üstelik sen de henüz doğmamıştın
Geçmemiştin ütüsüz gömleğimden
Fütursuz gözlerimden
Sen henüz doğmadığın içinse
Üşümüştü göçmen kuşlar
Kaybetmişler yollarını
Kayısı kokusunu takip etmişler
Çocuklarımın avuçlarında köpük köpük
Masmavi bir deniz
Kirli pabuçları ıslak
Çünkü sen daha doğmamıştın
Yakamoz ve ay ikircilikte
Kendinden emin sandalyeler beklerdi sokağın başında
Bir uçuşan saç tellerine bağlıydı
Rotasız cıvıltıların hayatları
Günün ilk ışıklarının kırgınlığını yaşardı
Esnafların açık iki şekerli çayları
Ne bilsinler ki seni
Henüz doğmamıştın
Ve bir gün
Tüm kırgınlıklar adına
Göksüz bir göğün altında
Acılar içinde doğurdum seni
Efsunlandı sevda sokağım
Kendinden emindi sandalyelerim
Beklemediğinden değil beklediğimden
Çocuklarımın avuçlarından döküldü köpük köpük
Masmavi deniz
Temizlendi pabuçları
Saç tellerin göründü köşe başından
Tellerine dizilmiş göçmen kuşlarım
Üşüşmüşler saçlarına
Dillerinde şarkılar
Cıvıltıları tezgahlarımda
Ve sen doğmuştun artık
İlk adımında katladım ütüsüz gömleklerimi
Kepenkleri rengarenk
Tezgahları çiçekli esnafların yanında
Kayısı kokusu altında
Kapattım fütursuz gözlerimi...
Sakız Sardunya…
Sert dizeler yazayım diyorum
Aklıma sen düşüyorsun
Sonra bir kaç kelebek
Üstümüzde yeşil bir bitki örtüsü
Oysa ki Ülkem karışmış
Sağ sol alışmış
Yurdum kuşakları sessiz
Git be kadın
Çizdirme bütün aydınlıkları yüzüne
Onca şeyler biriktirdim içimde
Kimisi ayyuka çıkmış
Kimisi ise su yüzüne
Sonra okkalı sözler sarfedeyim diyorum
Tadın düşüyor çatlamış dudaklarıma
Ağzım bir çilek bahçesi
Yüzüm gözüm al al
Oysa ki Çocuklarım bezmiş
Ormancılar tüm çiçeklerimi ezmiş
Memlekette bir matem havası
Git be kadın
Fiyakalı sözler ettirme ellerine
Ne şiirler saklamış ceplerim
Kimisi duvarlara yazılmış
Kimisi kır çiçeklerine
Bari iki çift laf susayım diyorum
Hayalin düşüyor içime
Ritmi bozuluyor sevdaların
Göğüs kafesimde kırlangıç sürüsü
Oysa ki Aşıklar üzgün
Gözleri müebbet kalpleri sürgün
İlla yine de gideceksen
Beni de götür bu sefer yanında
Sağ sol barışsın
Çocuklarım koşsun
Aşıklarım karışsın
Hem belki giderken tohum döker saçlarımız
Kimisi biraz begonvil
Kimisi de sakız sardunya
Siyah Kalan Üç Beş Saç Tellerine…
Bir sonbahar sabahıydı
Unutmaya çalıştıklarım
Eskimeye yüz tutmuş dostluklarım
Bir sigara yakımıydı tüm sokaklar
Top koşturanlar
Kanamaya meyilli yaralar
Kalktım da gecesine ıslattım tüm şehri
Sabahına çiçekler karşılamadı beni
Bir sonbahar sabahıydı
Anlatmaya çalıştıklarım
Allah'la konuşmalarım
Okunaksız oluşlarım
Kaç canlı geldi geçti
Ömrümün en sıcak köşelerinden
Soğukta kaldı pabuçlarım
Bir sonbahar sabahıydı
Üstü boş ranzamda kalan korkularım
Yastığıma vuran sokak ışıklarım
Bir nevi pilliler
Bir kaç da harfliler
Akşamında attım kirlerimi
Sabahına çıkaramadım
Bir sonbahar sabahıydı işte
Ezan vakitleri susmalarım
Küstüm çiçeği kapanmalarım
Yarama merhem arayışlarım
Dualarda sıkıştırmıştım oysa ceplerime
Olmadı
Bir türlü okuyamadım
Gördün de durdun ya sende
Sustun da kaldım ya benle
Vasiyetimdir şimdi
Ahım kalmasın bu yeryüzünde
Her ılık yağan yağmurda
4 Ayaklı çocuklarım izlesinler ezan çiçeklerini
Gökyüzünde belirsin dokunamadığım uçurtmalarım
Perçin perçin bağlansın
Tüm bodur meyve ağaçlarım
Kopartmaya kıyamadıklarım
Ve sonunda hazinesi olmayan
Göğün kuşakları çıkıversin ortalık yerlere
Üstünde kağıttan gemilerim süzülsün
Kalanlar değil
Gidenler üzülsün
Dedim ya
Bir sonbahar sabahıydı
Bahardı
Ama sondu
Bir o kadar uzun
Ama anlaması zordu...
Gecelerin Konuşmadığı Yalnızlık Hayalleri…
Sen yalnızlığın sesini bilir misin?
Henüz konuşmaya ikna edilememiş geceler
Dilsiz gün batımları
Açık görüş günlerinde ifadesiz bulutlar
Sakin görünümlü kıvrımlar
Ve yapay bir beden
İyisimi ıslık çalan kırlangıçlara sor sen bizi
Eğer müsaitlerse
Getirsinler karşı kıyıdan ikimizi
Bir bir sussunlar
Ya da ikimizin yerine konuşsunlar
Bir küçük söğüt ağacı sarkıtsınlar omuzlarımızdan
Ellerimizde salıncaklar
Saklasınlar bizi
Dinsel ayinler yapsınlar etrafımızda
Büyüler, nazar boncukları
Veyahut tütsüler gezdirsinler
Ritüeller eşliğinde
Bozamasınlar sessizliğimizi
Kök salalım içinde bulunduğumuz sazlıklara
Acemi balıklar çaladursun
Martılar raks etsin ayak ucumuzda
Işığı yapraklar arasında görünen
Yakamozlar salıncağımızda
Sende duyuyorsun değil mi
İkimiz yalnızlığın sesi
Çaldıkları ezgisi...
Üç Küçük Maymun…
Bir görsen beni
Nasıl da koşturuyorum sayfalar arasında
Terli sırtıma havlular serpiştirilmiş
Buz gibi sular içilmiş
Hem de kana kana
Elbette görmedin...
Bir duysan beni
Nasıl da şarkılar söylüyorum ıslık tarlalarında
Elimde kırık bir tarak
Karşımda dev gibi kocaman bir ayna
Gökyüzümde masmaviydi oysa
Bi sen duymadın...
Bir gülsen bana
Nasıl da hikayeler anlatıyorum tanımadığım yüz parçalarına
Dudaklarımda onlarca hayal
Ceplerimde bir avuç dolusu yalan
Her şey toz pembeydi de
Ne yazık Sen bilmedin...
O yüzden sorma şimdi bana ben nereliyim
Göğüs kafesindeki kuşları özgür
Sokakları mayhoş
Şiirler ülkesindenim
Aralama sayfalarımı boşver
Her an üç noktalarımdan düşebilirim
Demem o ki sayfalarıma göz devirenim
Ülke benim
Toprak benim
Gökyüzü benim
Yağmur benim
Güneş benim
Gündüz benim
Gecen benim
Rakım; yazıyla yetmişlik
Nüfus; rakamla 1
Tavşana Niyet Bana Kısmet…
2 Yol sunuldu çocuğa
Çıkmazı seçti
Polisler, devriyeler, serseriler
Evvel zaman içindeydi
Gündüzler geçti semasından
Geceler aktı gitti
Yağmurlar, karlar ve şahsına münhasır bazı rüzgarlar
2 Yol sunuldu çocuğa
Bir çıkmazın içindeyken
Dağınık bıraktığı koltuğunda
Her şey yerli yerindeyken
Yapraklar düştü takvimlerinden
Gölgeler, saatler, hicri ve miladiler
2 Yol sunuldu çocuğa
Çıkamadı işin içinden
Kapalı kapılar ardında süvariler peşindeyken
Karşı yakalılar, beyaz yakalılar
Onlarda yakalayamadılar
Atlı karıncaya bindi çocuk
Döndü durdu olduğu yerde
Siyah yeleli atlar
Bir de asker karıncalar
2 Yol sunuldu çocuğa
Birine rakı koydu
Diğerine buz
Kapandı lunaparkın ışıkları
Yıldızlar kaydı etrafından
Ayın yüzü karanlık
Atlar ahırına
Karıncalar nasibine
Rüzgarlar saçlarıma...
Bir Hıdırellez Arifesi…
Sabahın ilk ışıklarında öpesim geldi seni
Ama gülüşünden
Ama nefesinden
Çerçevesiz duvarlarımdan sen geçiyorsun
Halıya seni işlemişler
Bakmaya doyamıyor
Sana kıyamıyorum
Yaprakları sararmaya yakın çiçeklerime sen veriyorum sonra
Yüzü gülüyor gariplerin
Dallarında küçük küçük filizler.
Seni öpesim geliyor yine
Öğlen güneşi perdeye değdiğinde
Ama sesinden
Ama renginden
Islak ayak izlerin geçiyor parke taşlarımdan
Fincanlarımda küçük parmak izlerin
Sesini duyuyor
İçimi çekiyorum
Havasız kalan basık odama anlatıyorum seni
Ahşap mavi bir pencere beliriyor beyazlarında
Önünde bir çift kumru
Etrafında salkım sümbüller.
Seni öpesim geliyor tekrardan
İkindinin turuncusunda
Ama ince bileklerinden
Ama nakış gözlerinden
Manzarasız balkonumda gölgen beliriyor
Sıcak nefesinin buğusu camlarımda
Ruhunu hissediyor
Kendimden geçiyorum
Gökyüzüne anlatıyorum seni
Renk renk binlerce uçurtmalar kaplıyor mavilerimi
Kuyruğunda saç tellerin, kokun yeryüzünde.
Seni öpesim gitmiyor
Gecenin kurşun gibi dizelerinde
Ama omuz çukurundan
Ama ıslak dudaklarından
Yüzümde seni hissediyorum
Saçlarımdan geçiyor ellerin
Seni özlüyor
Sen yokken de sevebiliyorum
Yıldızları sönük karanlığıma anlatıyorum seni
Dolunay vuruyor yakamozlarıma
Gündüzümü geceme karıştırıyor
Sabahıma seni içiyorum.
Nöbetçi Martılar…
Her bir denize nöbetçi martılar bıraksınlar
Geceden gündüze haber getirsinler senden
Saçlarından mesela, tek tek tüm tellerinden
Gün batımına denk gelsin ismin
Uçuştursunlar gözlerimden
Fısır fısır fısıldasınlar kulaklarıma
Kahkahalarında seni biriktirsinler
Bir tüy sarkıtsınlar pencerene
Çizilsin çehren
Kaleme alınsın en sevdiğim ince zarif ellerin
Vardiya değişimlerine denk gelsin dudakların
Öpüp de sussam seni
Tutulsun bu ay
Bu gök
Bu deniz
Sarıp da uyusam seni
Bir kaç dize göndersem gagalarında
Islak ıslak anlatsalar seni
Her bir metrekareme seni bıraksınlar
Kirpiklerin değse gözlerime
Utansa yanaklarım
Dursa zaman
Dursa dünya
Dursun bu tüm canlılar
Yıllarca içime çeksem seni
Her bir denize nöbetçi martılar bıraksınlar
Ucundan bucağına bahsetseler benden
Dizelerimde duyulan sesimden mesela
Siyah sayfalarıma düşen beyaza çalmış saç tellerimden
Denize nazır duran bankta ki sağ yerimden
Birazda kalemi titreten ellerimden...
Düşkün…
Düşümde gördüm seni
Mitolojik bir savaşın eşiğindeydik
Üstümüzden oluk oluk filler uçuyordu
Şahmaranlar, unicornlar, medusalar, kentaurlar
Kuru dallarla bezeli binlerce ağacın ortasındaydık
Bir açmaya yüz tutmuş yediveren
Bir sana meyletmiş aptal aşık
Gri yağmur damlaları süzülüyordu omuzlarından
Karıncaların ellerinde şarap şişeleri
Biz mi kuracaktık bu yeni dünyayı
Peki ya nereden başlayacaktık
Ayyaş karıncalardan mı
Ayakları yerden kesilmiş fillerden mi
Sırtımız bir ağacın gövdesinde
Elimizde bir diş ısırılmış elma
Kalakaldık
Hem de savunmasız
Bir o kadar da silahsız
Yağmur damlası hala süzülmekte
Ya da benden önce sevişmekte teninle
Şimşekler mızrak gibi vurmakta henüz ikiye bölünmemiş denizi
Kağıttan gemiler yanmakta
Kara bulutlardan bir siluet belirdi sonra
"Ben savaş tanrısı Ares" dedi
"Babanı da sevmezdim" dedim
Silahsızız yapacak bir şey yok diyerek
Uzandım ıslak dudaklarına
Son kez öptüm seni
Yeşerdi tüm kuru dallar
Filler serpildi yerlere
Karıncalarda sevinç naraları
Kara bulutlar Aresin peşinden gitmekte
Meğer nemli dudaklarınmış hayat dediğin
Meğer bir küçük busenmiş tüm cephanem
Tadın damağımda uyandım sonra
Hava hala yağmurlu
Kapattım bende gözlerimi
Düşümde kaldım
Kapattım gözlerimi
Düşkünlüğüme ver...
