Bir dalga yanaştı kıyıma
Kum tanelerim çekti içine
Deniz kabuklarına sordum da yolumu
Kayboldum köpüğünde
Bir dalga yanaştı kıyıma
Yosun tuttu ayaklarım
Pulsuz balıklar da tutmadılar ellerimden
Bende boğuldum derininde
Bir dalga yanaştı kıyıma
Oltaya takıldı kalbim
Düzinelerce kağıttan gemilerim geçtide
Alnımdan silindi yazılarım
Bir dalga yanaştı kıyıma
Öncesini hatırlamıyorum
Sonrası uçsuz bir mavilik
Sonrası yakamoz
Sonrası batık bir gemi
ömer faruk aydın
Bir Bankın Üstünde…
Ne zor şeymiş sensizlik
Her şeyden yoksun
Her şeyden yoksul
Ve her şeyde yoksun
Durgun geçiyor zamanlarım
Uçurtmasız, denizi olmayan sokaklardayım
Bir saç teline hasret bırakılan caddelerdeyim
Ne yağmurun tadı var yüreğimde
Ne de gökyüzüm güneşli
Ne zor şeymiş sensizlik
Nerden bilebilirsin ki
Ve ne kadar şanslısın ki
Sen hiç sensiz kalmayacaksın
Belki beni de bir daha anmayacaksın
İsmim geçmeyecek dost sohbetlerinde
2 kadeh rakının verdiği keyfi alamayacağım artık
Ama ne zor şeymiş sensizlik
Sofraya yalnız oturmak
Sabaha sensiz uyanmak
Ne zor şeymiş sevgilim
Bir ay ışığı altındayım şimdi
Yıldız bile yok gökyüzümde
Hava da soğuk
Seni düşünmekteyim
Sadece seni
Elimde ucu yenmiş kırık bir kalem
İçimde bir dolu sen
Derdim seni anlatabilmek
Bir parçanı da olsa tanımalılar
Mahrum kalmamalı bu sokaklar
Bu gökyüzü
Bu canlılar
Varlığından bihaber yaşamamalılar bence
Ama ne zor şeymiş sensizlik
Seni anlatmak yerine
Sensizliği yudumluyorum onlarla
Üstelik bir ay ışığının altında
Boğazıma kadar dizilmiş yalnızlığımda
Gecesi yalnız
Gecesi karanlık
Gecesi öksüz bir gökyüzü altında...
Kanadı kırılmış bir martıyım artık
Boynum bükük, bir bankın üstünde
Ama Ne zor şeymiş sensizlik...
İbadet…
Bölüm 1
İncil'in İlk Emri "Sev"
Göçmen kuşların şenliğinde sevdim seni
Ortancalar açtığında
Begonviller sarktığında
Yasemenler boy verdiğinde sevdim
Yüreğime düşen ilk cemreydi seni sevmek
Böyle arsız
Umarsız
Vakitsizdi çiçek açmalarım
Akşam ezanı gibiydi seni sevmelerim
Herkes uykudayken
El ayak çekilmişken
Bir ay ışığının altında
İnce, narin kıvrımlarını izlemekti
Tüm telaşlarımı bırakıp sevdim seni
Bir yavru kedinin muhtaçlığında
Öyle mahçup
Öyle savunmasız
Ve böyle anlatamadığım gibi sevdim seni
Bölüm 2
Tevrat'ın İlk Emri "Yaşat"
Bir çocuğun kalbinde doğurdum seni
Tamamen karşılıksız
Sessiz, derin
Ve bir nefeste
Çocuk kırlangıçlara anlattı seni
Mevsimleri nasıl bahara çevirdiğini
Her bir parmağında salıncakların olduğunu
Dokunduğunda kahkahaların duyulduğunu
Kırlangıçlar heyecanına yenik düştü
Kanatlarında hikayen
İsmin tüm şehirlerde
Durmadı
Bir söğüt ağacına anlattı seni
Saçlarından bahsetti sonra
Her bir telinde bir çift kumru olduğunu
Yere değen bir telin tohuma dönüştüğünü
Uçuştuğunda aralarından ormanların göründüğünü
Bir fısıltı dolaştı yapraklarında
Döküldüler sana doğru
Bir devrime karıştı adın
Ormanlar da emrine amade
Bölüm 3
Kuran'ın İlk Emri "Oku"
Önce gözlerini okudum senin
Nakış nakış işlenmiş kirpiklerini
İrili ufaklı kahverengilerini
Dudaklarına çevirdim sayfalarımı
Her tebessümünde
İçine düşmekten korkmadığım çukurunu
İki çizginin ortasından geçen nefesinin
Bir meltem esintisine dönüşmesini
Göz göze geldik sonra
Hem de hikayenin tam ortasında
Bir kaç cümle dökülüverdi ağzımdan
Üstelik haddim olmadan
-Ne Mutlu Ki Bana
Sevdiğimi yaşattım
-Ne mutlu Ki Sana
Yaşattığımı Okudun
Yarımıza Sevgilerimle…
Yarım kalanlara ithafen çıkardım ben bu yangınları
Mahallenin ücra köşelerinde tutuştu genç aşıklar
Başka şehirlerde haberlere düşmüşüm
Kırıldım doğrusu
Kendi şehrimin delisiyim ben
Altyazılarda zikredildi ismim
Robot resimlerimde kara kalemler
Vesikalığım bile yokmuş ellerinde
Gerçi hiç yakışıklı da değilim
Karakollarda geçiyormuş rivayetlerim
Romayı da bana yıkacaklarmış
Yaşıma veriyorlarmış yaptıklarımı
Gözümdekine mi bedendekine mi
Bilemedim
Bildiğim bir kaç şeyim vardı oysa
Üç yanlışlarımla dengeledim onlarıda
Yine de yarım kalanlara ithafen çıkardım ben bu yangınları
Elimizde kalan yarım bardaklara inattı her şey
Ve her şey saçlarınla başlamıştı
Ne beni bulabildiler sonra
Ne de adını
Sızı koydum bende
Kalbimde bi yerde
Ateş saçına benzedi diye
Mahalleyi yaktım
Herkes kaçıştı gittide
Bu yangında bir ben kaldım...
Kayısı Kokusu…
Sabahın ilk ışıklarında açılırdı sevda sokağı
Kepenkleri rengarenk
Tezgahları çiçekli
Kayısı kokardı caddeleri
Üstelik sen de henüz doğmamıştın
Geçmemiştin ütüsüz gömleğimden
Fütursuz gözlerimden
Sen henüz doğmadığın içinse
Üşümüştü göçmen kuşlar
Kaybetmişler yollarını
Kayısı kokusunu takip etmişler
Çocuklarımın avuçlarında köpük köpük
Masmavi bir deniz
Kirli pabuçları ıslak
Çünkü sen daha doğmamıştın
Yakamoz ve ay ikircilikte
Kendinden emin sandalyeler beklerdi sokağın başında
Bir uçuşan saç tellerine bağlıydı
Rotasız cıvıltıların hayatları
Günün ilk ışıklarının kırgınlığını yaşardı
Esnafların açık iki şekerli çayları
Ne bilsinler ki seni
Henüz doğmamıştın
Ve bir gün
Tüm kırgınlıklar adına
Göksüz bir göğün altında
Acılar içinde doğurdum seni
Efsunlandı sevda sokağım
Kendinden emindi sandalyelerim
Beklemediğinden değil beklediğimden
Çocuklarımın avuçlarından döküldü köpük köpük
Masmavi deniz
Temizlendi pabuçları
Saç tellerin göründü köşe başından
Tellerine dizilmiş göçmen kuşlarım
Üşüşmüşler saçlarına
Dillerinde şarkılar
Cıvıltıları tezgahlarımda
Ve sen doğmuştun artık
İlk adımında katladım ütüsüz gömleklerimi
Kepenkleri rengarenk
Tezgahları çiçekli esnafların yanında
Kayısı kokusu altında
Kapattım fütursuz gözlerimi...
Sakız Sardunya…
Sert dizeler yazayım diyorum
Aklıma sen düşüyorsun
Sonra bir kaç kelebek
Üstümüzde yeşil bir bitki örtüsü
Oysa ki Ülkem karışmış
Sağ sol alışmış
Yurdum kuşakları sessiz
Git be kadın
Çizdirme bütün aydınlıkları yüzüne
Onca şeyler biriktirdim içimde
Kimisi ayyuka çıkmış
Kimisi ise su yüzüne
Sonra okkalı sözler sarfedeyim diyorum
Tadın düşüyor çatlamış dudaklarıma
Ağzım bir çilek bahçesi
Yüzüm gözüm al al
Oysa ki Çocuklarım bezmiş
Ormancılar tüm çiçeklerimi ezmiş
Memlekette bir matem havası
Git be kadın
Fiyakalı sözler ettirme ellerine
Ne şiirler saklamış ceplerim
Kimisi duvarlara yazılmış
Kimisi kır çiçeklerine
Bari iki çift laf susayım diyorum
Hayalin düşüyor içime
Ritmi bozuluyor sevdaların
Göğüs kafesimde kırlangıç sürüsü
Oysa ki Aşıklar üzgün
Gözleri müebbet kalpleri sürgün
İlla yine de gideceksen
Beni de götür bu sefer yanında
Sağ sol barışsın
Çocuklarım koşsun
Aşıklarım karışsın
Hem belki giderken tohum döker saçlarımız
Kimisi biraz begonvil
Kimisi de sakız sardunya
Siyah Kalan Üç Beş Saç Tellerine…
Bir sonbahar sabahıydı
Unutmaya çalıştıklarım
Eskimeye yüz tutmuş dostluklarım
Bir sigara yakımıydı tüm sokaklar
Top koşturanlar
Kanamaya meyilli yaralar
Kalktım da gecesine ıslattım tüm şehri
Sabahına çiçekler karşılamadı beni
Bir sonbahar sabahıydı
Anlatmaya çalıştıklarım
Allah'la konuşmalarım
Okunaksız oluşlarım
Kaç canlı geldi geçti
Ömrümün en sıcak köşelerinden
Soğukta kaldı pabuçlarım
Bir sonbahar sabahıydı
Üstü boş ranzamda kalan korkularım
Yastığıma vuran sokak ışıklarım
Bir nevi pilliler
Bir kaç da harfliler
Akşamında attım kirlerimi
Sabahına çıkaramadım
Bir sonbahar sabahıydı işte
Ezan vakitleri susmalarım
Küstüm çiçeği kapanmalarım
Yarama merhem arayışlarım
Dualarda sıkıştırmıştım oysa ceplerime
Olmadı
Bir türlü okuyamadım
Gördün de durdun ya sende
Sustun da kaldım ya benle
Vasiyetimdir şimdi
Ahım kalmasın bu yeryüzünde
Her ılık yağan yağmurda
4 Ayaklı çocuklarım izlesinler ezan çiçeklerini
Gökyüzünde belirsin dokunamadığım uçurtmalarım
Perçin perçin bağlansın
Tüm bodur meyve ağaçlarım
Kopartmaya kıyamadıklarım
Ve sonunda hazinesi olmayan
Göğün kuşakları çıkıversin ortalık yerlere
Üstünde kağıttan gemilerim süzülsün
Kalanlar değil
Gidenler üzülsün
Dedim ya
Bir sonbahar sabahıydı
Bahardı
Ama sondu
Bir o kadar uzun
Ama anlaması zordu...
Gecelerin Konuşmadığı Yalnızlık Hayalleri…
Sen yalnızlığın sesini bilir misin?
Henüz konuşmaya ikna edilememiş geceler
Dilsiz gün batımları
Açık görüş günlerinde ifadesiz bulutlar
Sakin görünümlü kıvrımlar
Ve yapay bir beden
İyisimi ıslık çalan kırlangıçlara sor sen bizi
Eğer müsaitlerse
Getirsinler karşı kıyıdan ikimizi
Bir bir sussunlar
Ya da ikimizin yerine konuşsunlar
Bir küçük söğüt ağacı sarkıtsınlar omuzlarımızdan
Ellerimizde salıncaklar
Saklasınlar bizi
Dinsel ayinler yapsınlar etrafımızda
Büyüler, nazar boncukları
Veyahut tütsüler gezdirsinler
Ritüeller eşliğinde
Bozamasınlar sessizliğimizi
Kök salalım içinde bulunduğumuz sazlıklara
Acemi balıklar çaladursun
Martılar raks etsin ayak ucumuzda
Işığı yapraklar arasında görünen
Yakamozlar salıncağımızda
Sende duyuyorsun değil mi
İkimiz yalnızlığın sesi
Çaldıkları ezgisi...
Üç Küçük Maymun…
Bir görsen beni
Nasıl da koşturuyorum sayfalar arasında
Terli sırtıma havlular serpiştirilmiş
Buz gibi sular içilmiş
Hem de kana kana
Elbette görmedin...
Bir duysan beni
Nasıl da şarkılar söylüyorum ıslık tarlalarında
Elimde kırık bir tarak
Karşımda dev gibi kocaman bir ayna
Gökyüzümde masmaviydi oysa
Bi sen duymadın...
Bir gülsen bana
Nasıl da hikayeler anlatıyorum tanımadığım yüz parçalarına
Dudaklarımda onlarca hayal
Ceplerimde bir avuç dolusu yalan
Her şey toz pembeydi de
Ne yazık Sen bilmedin...
O yüzden sorma şimdi bana ben nereliyim
Göğüs kafesindeki kuşları özgür
Sokakları mayhoş
Şiirler ülkesindenim
Aralama sayfalarımı boşver
Her an üç noktalarımdan düşebilirim
Demem o ki sayfalarıma göz devirenim
Ülke benim
Toprak benim
Gökyüzü benim
Yağmur benim
Güneş benim
Gündüz benim
Gecen benim
Rakım; yazıyla yetmişlik
Nüfus; rakamla 1
Tavşana Niyet Bana Kısmet…
2 Yol sunuldu çocuğa
Çıkmazı seçti
Polisler, devriyeler, serseriler
Evvel zaman içindeydi
Gündüzler geçti semasından
Geceler aktı gitti
Yağmurlar, karlar ve şahsına münhasır bazı rüzgarlar
2 Yol sunuldu çocuğa
Bir çıkmazın içindeyken
Dağınık bıraktığı koltuğunda
Her şey yerli yerindeyken
Yapraklar düştü takvimlerinden
Gölgeler, saatler, hicri ve miladiler
2 Yol sunuldu çocuğa
Çıkamadı işin içinden
Kapalı kapılar ardında süvariler peşindeyken
Karşı yakalılar, beyaz yakalılar
Onlarda yakalayamadılar
Atlı karıncaya bindi çocuk
Döndü durdu olduğu yerde
Siyah yeleli atlar
Bir de asker karıncalar
2 Yol sunuldu çocuğa
Birine rakı koydu
Diğerine buz
Kapandı lunaparkın ışıkları
Yıldızlar kaydı etrafından
Ayın yüzü karanlık
Atlar ahırına
Karıncalar nasibine
Rüzgarlar saçlarıma...
