Bir fotoğrafın yasını tuttum
Geçen sabaha karşı
Ama size nasıl anlatsam
Henüz bir fikrim yok.
Topraklar bıraktık
Dualar attık üstüne
Karacaların kirpikleri ıslandı
Kırık bir turna geçti üzerinden
Okuması da yapıldı
Yedisinde de göndeririz nasipse
Kırkında uçar mı bilinmez.
Öyküsü yazıldı okunmamak üzere bir fotoğrafın
Hasbelkader birinin eline geçmesin diye
Fotoğrafının yanına koydum
Bir küçük çam ağacı filizlendi başucunda
Renk renk çaputlar bağladım dallarına
Mart ayında cırcır böcekleri ötüştüler
Ağıtlar mı yaktılar
Yoksa şiirlerimi mi
Bilemem
Hüma kuşunun gölgesi düştü
Duaların üstüne
Huzura ermiştir dediler
Bir kaç yediverenler bir de deliler
Uzandım bende boylu boyunca yanına
Kulağına fısıldadım en sevdiğin türküleri
Sen üzülme diye kalbinden öptüm bu satırları.
Ama bir fotoğrafın yasını tuttum geçen sabaha karşı
Tutulacak onca dilek varken...
ömer faruk aydın
Karışık Kaset…
Sis perdelerimi kaldırdım pencerelerimden
Yeni bir gökyüzü
Yeni bir gün
Barış abinin de dediği gibi
"Merhaba"
Gündelikçi tuttum kendime
Silsin tüm yazdıklarımı
Tükenmemiş bir kalem
Yakamı bırakmayan sarı yapraklarım
Nazan ablanın da dediği gibi
"Nasılsın"
Kaldırdım ortakçıları dualarımdan
Aracısız kelimeler
Komisyonsuz bir iki cümle
Sezen abla da sormuştu oysa
Sende "Beni sorarsan"
Hurçtan çıkardım eskilerimi
Ütüsü bozulmamış bir pantolon
Naftalin kokusu sinmiş bir gömlek
Yüzüm güneşe döndüğünde
Şebnem seslendi ardımdan
"Hoşça Kal"...
Kayra…
“Martılar, kediler ve biraz da karabataklar serpiştirilmiş saydam yeryüzüne. Karşı kıyının ağaçları bembeyaz karlar vermişler gökyüzüne. Dört tekerliler, iki ayaklılar ve bitkin karşı kıyının bankları.” Böyle başlamıştı sözlerine bu yakanın iki yakası bir araya gelmeyen çocuğu. Bir duman örtüsü serdi ayaklarıma. Küçük bir sigara ve iki şişe şarap şişesi eşlik etti bütün resme. “Bir adanın limanıyız biz” dedi. Ne kadar da güzel söyledi. Issız bir ada, ıssız iki adam. Biri yalan biri gerçek. Biri yanlış biri doğru. İki yanlış daha lazımdı doğruyu öldürmem için. Öyle öğretmemişler miydi okul sıralarında? Yoksa ben mi öyle anlamak istemiştim. Bekledim, dinledim… Bir kaç duman bir kaç yudum. İs kokan koyu bir sessizlik. “Düsturumuzmuş kalmak. Uğrayanlar değil yosunlarmış tutan ellerimizi.” Haklıydı ve ikinci yanlışıydı. Sonra karşı kıyının meyveleri eridi gökyüzünde. Birimizin şarabı bitti. Aç kedilerde sevilme umutlarını kaybettiler. Martılar da çapalarını alıp gittiler. Dört nala siyah bir at çıkageldi hayalimizin orta yerinden. Bu yakanın iki yakası bir araya gelmeyen çocuğun yanında durdu. Yüzü koyu bir haykırış, sakin bir çığlık. Üçüncü yanlışa müsade etmedik hiçbirimiz . Son şişenin bitmesine yakın uzattı yarım kalmış sigarayı yarım kalanına. Son bir duman son bir yudum . Derdi dağları aştı o siyah at. Üstünde gerçeği. Uzaklara karıştılar, yalanı bıraktılar. Bir saydam yeryüzü, bir bitkin banklar.
Hicran Sokağında Bir Kızılderili…
Hicran sokağı sakiniyim ben
Yokuşundan misketler sarkıtan
Banklarında şiirlerim kazınan
Uzun zamandır gitmediğim
Çiçeğine, böceğine yetmediğim
Yoksun kalmışlar benden, duydum
Yoksul bırakmışlar caddelerimi
Ne ağacına yaslanan
Ne salıncağın da sallanan
Senin yüzünden diyeceğimde
Her neyse...
Kalbi kırıkmış aşıklar parkının
Talebesiz kalmış söğüt dipleri
Boy vermemiş yasemenler
Özlediyseler demek ki
Gitmedi ayaklarım
Yalanlar, savaşlar, yaralar
Yaralardı kaldırım taşlarımı
Bende çekildim bir köşeye
Bıraktım çatık kaşlarımı
Ahhh sen diyeceğimde
Her neyse...
Nihayetsiz bir aşka çıkacak adım
Bankta ki şiirler de kaldı tadım
Bu geceyi de sana yazdım
Kaç günü batırdık da sen gelmedin Kadın
Şimdi bir kızılderili ateş yakarda
O küçük burnunda ben tüterim
Hicran sokağı bekleye dursun
İstersen sen de gelme olsun
Ben hep bildiğin gibi
Ben her gece olduğu gibi
Son kalp atımımda olsa
Seni en çok ben severim...
Dudağının Kenarında Kalan Islıklara…
Şimdi sen öpmeyeceksin de
Kimler öpsün beni...
Hastalıklı kelebeklerim mi?
Gökyüzüne hasret pulsuz balıklarım mı?
Dur söyleme;
Yoksa en sevdiğin, 5 yavrusu ardında olan, yüzü çamura bulaşmış,
Siyah bir köpekçik mi?
Şimdi sen bakmayacaksın da
Kimler bilsin eşkâlimi...
Gel git akıllı sokak ışıklarım mı?
Deniz yüzü görmemiş saka kuşlarım mı?
Dur lütfen;
Yoksa en sevdiğim, belki de zararına sevilen, kalbi telveye bulanmış,
Sütlü Türk kahvelerim mi?
Şimdi sen dokunmayacaksın da
Kimler okşasın saçlarımı...
Ruhu elektrik tellerine takılmış geçmişim mi?
Yakını bozuk, uzağı belirsiz geleceğim mi?
Dur Sevgilim dur...
Bu böyle devam etmemeli.
İyisi mi unut(ma) sen beni.
Parantezler içinde sakla,
Yüreğinin küçük bir köşesinde gezdir beni.
İzin ver artık yağsın üstüne tüm yağmurlar
Adım her geçtiğinde,
Müşkül kalsın bütün sevdalar..
Ama sakın unut(ma) sen beni.
Bir varmışız bir yokmuşuz işte.
Tenler, ölü bedenler geçerde,
Aşk kan ağlar bu gidişle.
Sen bildiğim gibi kal emi.
İki dudağımın arasında
İki gözümün çiçeğinde
İki avucumun içinde
Bense bildiğin gibi...
Demem o ki Sevdiğim
İyisimi sen unut(ma) beni.
Güneş Yüzü Görmeyen Ay
Upuzun bir geceden geliyorum
Yokluğuma yağmur serpiştirilmiş
Gri, puslu bir öğlen vakti
Batık bir rüzgar
Rimeli akan bir küçük pencere.
Kaç tramvay durağı geçti rüyalarımdan
Kaç kaçak yolcu ile göz göze geldim
Saymadım, kalmadı aklımda.
Çatlamış dudaklarım sen görmeyeli
Öpmemişsin belli
Bir kelimen bile geçmemiş kursağımdan.
Artık anlıyorum…
Geceymişim ben
Karanlığına ay
Dileklerine yıldızlarım varmış benim
Upuzun yorgun bir geceymişim.
Kaç isyankar belde geçti rüyalarımdan
Kaç insan gördüysem hepsi grevde
Senli yazılar yazmışlar
Bensiz kalan uzuvlarına
Okudum ama tutamadım aklımda.
Puslanmış gözlerim seni görmeyeli
Sessizce silmemişsinki
Bir telin düşmemiş yüzüme.
Artık anlamalısın…
Geceyim ben
Upuzun bir gece
Bazen teninde dolaşan
Bazen kırışık yastığını aydınlatan
Upuzun yorgun bir gece.
Ara Renkli Daktilo…
Ben ki kelimeler topluluğuyum
Senin için sıra sıra dizilen.
Ardım sıra güneş
Yüzün serin bir ufuk çizgisi.
Her bir harfim bir martının kanadında
İlkbaharında çiçeğin.
Peki ya ellerin Sevgilim...
Ellerin...
Bir takımda çocuk kirpiklerin
Biraz nergis
Bir tutam karahindiba
Uçuşsun artık saç tellerin.
Ben ki senin gökyüzünde bir ara rengim
Tenine kavuşmayı bekleyen
Dilimde sana dair şarkılar
Ellerimde sana adanmış yazılar.
Küçüğüm, bu dizeler senin sesin
Ben ise Aşk'ın kendisiyim...
Tarihin Tozlu Sayfaları…
Ah Sevgilim.
Nereden başlamalıyım bilmiyorum.
Kıtaları mı birleştirmeliyim önce
Yoksa buzullar mı çıkarmalıyım salkım saçak diplerinden
Delik dağlar şöyle dursun hele
Ateş bile senin için bulunmadı mı?
Ah Sevgilim...
Fridalar, Pablolar, Salvadorlar
Senin yüzünü aramadılar mı her eserlerinde
Kadife teninden bahsetmiyorum bile
Gianlar, Michelangelolar, Baptisteler
Az uğraşmadılar mı?
Elleri kanadı gariplerin
Başaramadılar elbet
Ah Sevgilim...
Yol yokken tekerlek bulundu sana gelmek için
Graham yıllarca uğraştı da duyamadı o ince sesini
Peki ya Newtonun hayal kırıklığı
Nereden bilebilirdi karşısında bir meleğin olduğunu
Söyle şimdi bana nereden başlamalıyım
İki kardeşin kavgasından mı?
Yoksa o meşhur elmadan mı?
Ah Sevgilim...
Senin uğruna kaç ülke bozguna uğradı
Kaç atlı kaç süvari kaç birliği uğurladık ahir zamana
Senin ayak bastığın topraklar içindi hepsi
Bir tarafta festivaller
Bir tarafta yaslar
Bayraklar yarıya indirildi
Ah Sevgilim
Ne Nazımlar geçti bu topraklardan
Ne Atillalar, ne İlhanlar
Ben bir garip Ömer'im
Saçlarına Şarkılar
Yüzüne Şiirler
Hikayeni anlatacak bir ben kaldım
Ah benim güzel Sevgilim
Söyle şimdi nereden başlamalıyım
Ellerinden mi
Nefesinden mi
Asırlar arasında sıkışıp kaldım
Söylesene Sevgilim...
Bir Tanrıçanın Günahı…
Bir beyaz bulut tanesi geçiyor şimdi üstümden
Yokluğunda kalmış bir beyaz bulut tanesi
Belki olsaydın beraber izlerdik gidişini
El sallardık arkasından
Selam söylemesini isterdik maviliklerine
Yoksun diye gidiyor belki
Ne maviliği görecek gözü
Ne de beyaz kalacak kanatları
Şimdi bir atlasın ortasında
Bir büyük çam ağacının gölgesindeyim
Önümde gözlerini bana sabitlemiş bir çomar
Biraz önce yiyecek telaşına düşen
Şimdi ise omuzlarımda bana bakan kırlangıçlar
Bir avuç asker karınca
Biraz kelebek örtüsü
Hiçbiri tanımıyordu seni
Yaklaşık 20 dakika önce
Küçük bir zaman diliminde değişti hayatları
Biliyorlar artık
Baharları senin getirdiğini
İçimde büyüttüğün ormanları
Avuçlarından akan akarsuları
Saçlarında açan zambakları
Ardında bıraktığın yeşilleri
Güneşin yüzünde doğduğunu
Yıldızların sana parladığını
Kokunun Cennet vadettiğini
Tanrıçasın artık dilimizi bilmeyenlerin ülkesinde
Bense bu atlasın ortasında
Sensiz çirkin kalmış bir taşralıyım
Bana ait olmayan eğreti bir beden
Tütün kokmuş, yüzünü arayan ellerim
Dudaklarımda tedavülden kaldırılmış küfürler
Tenimde en ucuz şarapların kokusu
Günahım ben senin Tanrıça olduğun yerde
Cennetinden kovulmuş
Kanatları kırılmış
Adı ayyuka çıkan
Bir beyaz buluttum
Geçtim gittim gökyüzünden
Kuşlar sana
Yokluğum kuşlara emanet...
Aynada Kalan Yansımama…
Çok söz verdiler bana...
İnandım
Kadehleri döktüm
Sere serpildi kırmızılar
Bir kaç cam kırığı
Bir kaç kısık ses
Aldandım
İçimi döktüm
Yüzümde kırmızılar
Bir kaç hayal kırıklığı
Bir kaç damla göz yaşı
Bekledim
Kaleme döktüm
Altı çizili kırmızılar
Bir kaç kalp kırılması
Bir kaç kalan sayılı günler
Çok söz vermişlerdi bana...
Üzüldüm
Onca dil döktüm
Dudaklarında kırmızılar
Bir kaç gönül kırgınlığı
Bir kaç kutu ilaç
Süzüldüm
Ecel terleri döktüm
Gözlerimde kırmızılar
Bir kaç kanat kırığı
Bir kaç doz anı
Çok söz verdiler
Vedasız gittiler
