Biliyor musun ey koca çınar, yaprakların gibi güzeldi saçlarım. Bucaksız bir deryanın mavisinden çalmıştım dalgasını. Sonra bir el gezindi kıyısında. Döküldü tüm tellerim. Hiç üzülmedim merak etme, titremesin sakın dalların. Biliyor musun ey koca çınar, dallarına konan onlarca kuş tüyünden almıştım kaşlarımı. Ebabiller, ankalar, serçeler, kırlangıçlar. Biri geldi öptü alın yazımdan. Uçuştu tüm tüylerim. Valla üzülmedim korkma, dökülmesin güzlerin. Ah benim güzel çınarım, hemen dibinde konaklayan karahindibadan almıştım kirpiklerimi. Üflesem düşeceklerdi, üflediler düştüler gözlerimin hemen önünden. Kapatma lütfen dallarını, güneş vurdu sarardı yüzüm ışıktan. En ince dalın olacağım sana söz. Senin köklerin, benim sözlerim acıtacak toprağımızı. Senin yaşını, benim hikayemi gösterecek kabuklarımız ve sonra bir kelebek konacak üstümüze. Kanadı seni, ömrü beni…
