Ahh Ercüment ben geldim yine
Onsuzluğun bilmem kaçıncı akşamında
Henüz bahsetmedim mi
Yanılma Ercüment yanılma
Hadi gel otur şöyle azıcık
Bakma masama, az kavun az peynir
Bir aksak sandalye, bir kırık kalp işte
Hepsinden birazcık
Ahh be Ercüment
Bi yerden başlamalıymış insan
Öyle dedi ruhu sarışınlar
Her şeye karışanlar
Yüzleri kırışanlar
İki arada bi derede sıkışanlar
Gelemem ben sıkışıklığa
Kaçtım elbet
Sözün bittiği yere kadar gelmişim
Hasiktir Ercüment Hasiktir
Hasiktir dedim kendi kendime
Nasıl bir sessizlik
Nasıl bir karanlık
Nasıl bir onsuzluğun ortası
Tahmin bile edemezsin
Arnavut ciğerini uzatsana
İki lokma geçsin kursağımızdan
İttirsin yuva yapanları
İçin için yananları
Güneşi söndürülen iklimi bozuk yarınları
Duyuyor musun Ercüment
İçerde ud taksimi
Dışarıda hicaz mevsimi
Aylardan sahi kaçıncı Haziran
Neyse neyse Ercüment
İki buz atsana içine
Soğuk ter döksün bardaklarımız
İçimizde bi yerlerde yazdıklarımız
Aklın en ücra köşesinde kaldıklarımız
Ben mi nasılım
Fena sayılmaz halim
Bir iki ruh edindim kendime
Ervahı ezeldeyim
Hem sen beni boşver
O nasıl ondan bahset
Tanımıyor musun
Saçmalama Ercüment saçmalama
Saçlarında açelya açmış
Görmedin mi
Bastığı yerler çimen üstü kelebekler
Görmedin mi
Baktığı yerler ilkbahar
Görmedin mi
Peki ya dokunduğu yerler
Dokunduğu yerler yeşil dal üstü erikler
Görmedin mi
Kalk masadan Ercüment kalk
Benim de gözüm görmesin seni
Ben mi nasıl giderim
Ben gitmeyi bilmem Ercüment
Hadi hoşça kal şimdi...
